 |  | | | | | | | | Posted by: aylin hatinoÄŸlu
on Feb 15 2009 07:15 |
| İnsanlar eski zamandan beri karşılaÅŸtıklarında birbirlerine genelde “KİMSİNİZ”, “KİMLERDENSİNİZ” veya “HANGİ MİLLETTENSİNİZ” sorusunu sordukları bilinen bir gerçektir. Bu tanıma sorusuyla; dost-düÅŸman, güvenilir-güvenilmez endiÅŸelerini giderirlerdi. Zamanımızda bu sorgulama yönteminin daha da ileri boyuta götürüldüÄŸünü, kimlik ile ilgili kendi kendini sorgulama ÅŸeklini basında ve kiÅŸilerin tavırlarında görmekteyiz. İnsanların artık “KİMİZ, KİMLERDENİZ, NEREDEN GELDİK ve NİÇİN GELDİK” gibi temel soruları kendilerine sordukları bilinen bir hakikattir. Gün geçtikçe, kiÅŸilerin kimlikleriyle ilgili artan merakın, bilgisiz veya art niyetlilerin çeÅŸitli yakıştırmaları sonucu derin yaralara neden olma endiÅŸesi vardır. Kötü niyetlilerin bu konuyu sürekli irdelemeleri, ihanet noktalarına kadar varan ithamlara neden olmaktadır. Bu itibarla 1392 tarihine dayanan ailemiz tarihçesini bir kez daha yeni nesillere duyurmayı uygun gördüm. Ailemiz tarihçesi hakkında “HATİNOÄžLU AİLESİ TARİHÇESİ” kitabında geniÅŸ bilgi verilmiÅŸtir. Ancak, bu defa elimize yeni geçen ERZURUMLU yazar HİLMİ GÖKTÜRK Bey’in “ANADOLU’NUN DAÄžINDA OVASINDA TÜRK MÜHRÜ” isimli eserinin 182. sayfasında, önceden bildiÄŸimiz gibi, “AKKOYUNLULAR’ı anlatırken ailemiz hakkında geniÅŸ bilgiye yer verilmiÅŸtir. HATİNOÄžLU ailesi mensuplarının AKKOYUNLU menÅŸeli oldukları bu defa kaynak belgeler ile teyit edilmiÅŸtir. Eserin bu sayfa dipnot kısmına ailemizin menÅŸeini teÅŸkil eden tarihi belgeyi ailemiz mensuplarını bilgilendirmek için aynen aÅŸağıya çıkarıyorum. Çünkü ÅŸairin biri aynen ÅŸöyle demiÅŸ: Derler insanda derin bir yaradır KÖKSÜZLÜK, Budur alemde hudutsuz ve hazin ÖKSÜZLÜK Saygı ve en derin sevgilerimle. Åžinasi HATİNOÄžLU
“MeÅŸhur Kars eÅŸrafından olan HatunoÄŸlu’larının bir kolu da AKKOYUNLU TÜRKMEN hanedanına uzanır. Bu büyük tarihi sülale, 1392’de idareleri altındaki oymaklarla birlikte, KIRIM’dan TOKTAMIÅž Ordusunun himayesi altında gelerek, Kars topraklarına yerleÅŸmiÅŸlerdir. 1404 yılında ANADOLU yoluyla Semerkand’a giden İspanya elçisi KLAVİYO, “Kudüs’ten Semerkand’a Seyahat” isimli kitabında bu sülalenin “nereden geldiÄŸi” ve ne denli eski” olduklarından bahsetmiÅŸtir. İşte 1404 ve IÄžDIR‘ın hakimesi olan HATUN, bunların nineleridir. Ve yaÅŸayan bu anane aynen ÅŸöyledir: “Bugün Arpaçayı sağında MAGAZBET kalesindeki süslü HATUN-KÜNBETİNDE yatan ve HatunoÄŸlularına ad veren nineleri ile bunun kocası, kalabalık bir oymakla KIRIM’dan Kars toprağına (Toktamış ordusuyla) gelmiÅŸler, buralara yerleÅŸmiÅŸler. Sonradan İran PadiÅŸahı (TEMÜR) bir gün ordu ile gelerek buraları almış ve kendisine karşı koydukları için “KIRIM” padiÅŸahının buradaki beÄŸleri ile bütün erkek çocuklarını bile kılıçtan geçirmiÅŸ ve erkek soylarını kesmiÅŸ. (Tarihte bilinen Temuçin liderliÄŸinde MoÄŸolların Orta Asya’dan batıya doÄŸru devam eden, Dünyada emsali az görülen Buhara-Semerkand katliam ve istilanın devamı olabilir) Bu BeÄŸler ailesinden ancak, hamile olan bir HATUN ile bir de Trabzon’a kaçabilen MURAT HAN adlı beÄŸ saÄŸ kalabilmiÅŸ. Sonradan bütün oymağın baÅŸ-tacı edip büyük tanıdığı bu hamile Hatun’dan, Kars Åžüregel ve Magazbert, Digor beÄŸlerinin babası doÄŸmuÅŸ ve Åžah’ın adamlarının korkusundan dipte bucakta saklanarak büyütülmüÅŸ. Herkes bu öksüz beÄŸ oÄŸluna babasız büyüdüÄŸü için “KHATIN – KHATUN-OÄžLU” demiÅŸ. Bu yüzden bu beÄŸ çocuÄŸundan doÄŸanlara da bu aile adı verilmiÅŸ bulunuyor. Trabzon’daki beÄŸ de bunların amucası sayılıyor. Gerek Trabzon’un en büyük eÅŸrafından olan “MURATHANZADELER” gerekse Kars’taki “HATUNOÄžULLARI”, aile ananelerine baÄŸlı olarak öteden beri birbirlerini “AMCA OÄžULLARI” saya gelmiÅŸlerdir. “KLAVİYO’nun tanıklığından baÅŸka Osmanlı arÅŸivindeki tahrir defterleri kayıtları da yukarıdaki ananeyi ve bizim birleÅŸtirmemizi doÄŸru gösteriyor. İlk “Revan Eyaleti Tahrir Defteri” olan H.999 (1591) tarihlisinde “BaÅŸvekalet ArÅŸivi” tapu sayı (633) bu eyaleti teÅŸkil eden 27 nahiyeden 13. sırada yazılan “Nahiye-i Mevazi-i KHATUN” Aras boyundaki köyleri içerisine almış gösteriyor. Koçavenk’te bulunan 1653 yılına ait Ermenice bir kitabede de “KHATUNOÄžLU MUSTAFA AÄžA’nın Hıristiyanlara çok iyi muamele edip, Kiliseye bile yardım yaptığı” anlatılıyor. M. BROSSET LES RUİNES D. Ani s.107-108 (Prof. M. Fahrettin KırzıoÄŸlu Kars tarihi Cilt 1)” Aile büyüÄŸümüz rahmetli RüÅŸtü dayımın yakın dostu Prof. Fahrettin KırzıoÄŸlu’nun “DoÄŸu Karadeniz’in TürklüÄŸü” ile ilgili Rize il merkezinde 19 Aralık 1986 yılında verdiÄŸi konferansta ailemizle ilgili aynen ÅŸöyle ifadede bulunmuÅŸtur. “Kars’ın en eski ailelerinden olan HatunoÄŸlu ailesinin bir kolu, çeÅŸitli ÅŸartlarda bölgeye gelip Arhavi’de ikamet eden HatinoÄŸlu ailesi akraba mensuplarıdır”. ------------------------------------------- (*) Åžinasi HATİNOÄžLU, Arhavi ilçesinin Üçırmak Köyü'ndendir. Çay İşletmeleri Genel MüdürlüÄŸü'nde uzun süre Fabrika MüdürlüÄŸü ve bir ara Genel Müdür Yardımcılığı yapmış ve halen aynı kurumda MüÅŸavir olarak görev yapmaktadır. |
| |
|
| | Posted by: aylin hatinoÄŸlu
on Jan 30 2009 07:02 | MİLADIN BİRİNCİ YÜZYILI İÇİNDE, ROMA İMPARATORU AVGOSTOV İLE NERONUN HÜKÜMDARLIKLARI ARASINDAKİ ZAMANDA, KAFKASLARDAN BATIYA DOÄžRU,KIYI BOYUNCA,YENİ VE BÜYÜK BİR GÖÇ OLUYOR,LAZLAR DOÄžU KARADENİZ BÖLGESİNE GELİP YERLEŞİYORLARDI. NİTEKİM;YAÅžADIÄžI ÇAÄžI YAZAN TARİHCİLER ARASINDA,DOÄžU KARADENİZ BÖLGESİNDE LAZLARIN VARLIÄžINDAN SÖZEDEN İLK TARİHCİ,MİLADIN BİRİNCİ YÜZYILINDA (23-79 YILLARINDA )YAÅžAMIÅž OLAN PİLİNİUS'DUR.DAHA SONRA,MİLADIN BİRİNCİ YÜZYILININ SONLARI İLE İKİNCİ YÜZYILINDA YAÅžAMIÅž OLDUÄžU BİLİNEN İZMİTLİ TARİHCİ ARRİANOS DA, TRABZON'DAN DOÄžUYA UZANAN ALANDA BULUNAN KABİLELER ARASINDA LAZLARI DA SAYAR. LAZLARIN OTURDUKLARI YERLERDEN SÖZEDEN ESERLERE GÖRE;KAFKASLARDAN GELEN LAZLAR,SÜRMENEYİ DE İÇİNE ALAN KARADENİZİN DOÄžU KIYILARINA YERLEÅžMİŞLERDİR. (MENAZİRÜLAVALİM),(RAMUZ&Uu...
| |
|
| | Posted by: aylin hatinoÄŸlu
on Jan 22 2009 11:53 | HatinoÄŸlu Sülalesinin kesin tarihi yazılı kaynaklara dayanmakla birlikte,M.Ö.Orta Asya'dan baÅŸlayan Türk'lerin göç hareketinde kuzey kolundan olan İskit/Saka Türk'lerinin Kafkas eteklerine inen göçerlerin Kars ili Aras nehri dolaylarında,bilahare Çoruh nehri boyuna(ARTVİN-ÅžAVÅžAT) çevrelerine iskan eden Türk/Saka boyunun bir mensubu olduÄŸu bilinmektedir.Kars ilinde ikamet eden akraba mensuplarımızdan öÄŸretmen Fuat Uyguntürk (HATUNOÄžLU) İle yapılan iliÅŸki sonucu yakın akraba büyüklerinden aldığı bilgi ve belgeleri bize ulaÅŸtırmıştır.Åžu anda Kars ili Arpaçay kazasında ikamet eden ve büyük bir kısmı İstanbul-Ankara gibi illere göç eden bu aile mensuplarıda soylarının bir kısmının Artvin, bir kısmının Trabzon illerinde bulunduklarını bildikleri ancak iliÅŸki kurup yakın akrabalık baÄŸlarının kurulamadığını belirtmiÅ...
| |
|
| | Posted by: aylin hatinoÄŸlu
on Jan 21 2009 11:00 | 1)MERHAMETLİ,'SEN BİLİRSİN' SÖZCÜÄžÜ KARÅžISINDA AFFETMESİNİ BİLEN BİR YAPILARI VARDIR. 2)MERTLİĞİ BAYRAK EDİNİP,NAMERTLİĞİ,PUÅžTLUÄžU KESİNLİKLE REDDEDERLER.AÇIK YÜREKLİ KİŞİLERDİR. 3)HAYIRSEVER BİR YAPILARI VARDIR.İYİLİĞİ YAPMAKTAN HAZ DUYARLAR. 4)İHTİRAS SAHİBİ KİŞİLER ÇOK AZDIR. 5)ÇOK ASABİ MİZAÇLI OLMALARINA RAÄžMEN,KIZGINLIKLARINI HEMEN UNUTAN BİR YAPIYA SAHİPTİRLER. 6)HER ZAMAN SOFRASI AÇIK,EKMEĞİ BOL,CİMRİLİKLERİ OLMAYAN BİR YAPIYA SAHİPTİRLER. NOT:AYRICA HEPSİ KOYU FENERBAHÇELİDİR BENİM BU AÅžKI NERDEN ALDIÄžIM ŞİMDİ ANLAÅžILDI. | |
|
| | Posted by: aylin hatinoÄŸlu
on Jan 21 2009 10:39 | HATİNOÄžLU Orta Asyadan taşıp geldiler Önü alınmayan HatinoÄŸlu Batıya güneye pençe saldılar Künyeni tarihten sor HatinoÄŸlu
Asırlar boyunca zafer zafere Kaydedip gelmemiÅŸ hiç sırtı yere MaÄŸazbert'de Topal Timur'dan sonra HaÅŸince bir darbe yer HatinoÄŸlu
KoçyiÄŸidin kabzasından kan gelir Meydanı hünerde can feÅŸan olur Geçer Trabzonda Murat Han olur MaÄŸazbertte kalır bir HatinoÄŸlu
Åžu kara toprağın sorsan karnında Nice KoçyiÄŸitler yatar baÄŸrında İstiklal yolunda Vatan uÄŸrunda VermiÅŸtir can ile ser HatinoÄŸlu
Soyundan gelmiÅŸtir onsekiz PaÅŸa Kurt İsmail Hakkı geçer en baÅŸa Moskofu salmıştır daÄŸ ile taÅŸa Zivin yahnilerden sor HatinoÄŸlu
Tarihler boyunca Böbür Aslan sen KöroÄŸlu tek Çamlıbele yaslan sen Hangi Åžehit mezarında seslensen Oradan ses verir gür HatinoÄŸlu
Çar destin bus edip damana gelir Bogosla petrovla imana geldi Dini bir uÄŸruna vur HatinoÄŸlu
Moskofu döndürün eski hasıra Namınla fahreder BaÄŸdatla,Basra Geçip İstanbul'dan atla Mısıra Zülküflü PaÅŸayı gör HatinoÄŸlu
Ne çıkar Dünyanın simi zarından Åžedat binasından karun varından Gazi Yusuf PaÅŸa Torunlarından Korede'de vardır bir HatinoÄŸlu
Nebi çayırında Rus'a darbeder alan Etti de tecelli aksine gider Namın duyan rahmet ile yad eder Yattığın yer ulusun nur HatinoÄŸlu
Bugünde Orduda vazife alan Yüzlerce Subay var deÄŸilidr yalan Hastahane içinde posaf'a gelen Bünyadı mucidi bir HatinoÄŸlu
Sayinize versin hak baÅŸarılar Sabit MÜDAM HAK'tan hep bunu diler Mahmut HatinoÄŸlu olsun yadigar Dünya durduÄŸunca dur HATİNOÄžLU NOT:17 KASIM 1953 de POSOF'TA BİR HASTAHANE YAPTIRMAK İÇİN GELEN HATİNOÄžLU AİLESİNDEN MAHMUT HATİNOÄžLU İÇİN O ZAMAN POSOFLU AÅžIK SABİT MÜDAMI ATAMAN TARAFINDAN SÖYLENMİŞ BU ŞİİRİ ERZURUM'UN İSPİR İLÇESİNDE OTURAN HATİNOÄžULLARI SOYUNDAN FUAT HATİNOÄžLU BANA VERMİŞTİR.FUAT HATİNOÄžLU BANA VERMİŞTİR.FUAT HATİNOÄžLU HALEN İSPİR'DE OTURMAKTADIR.KIRTASİYECİLİK VE FOTOÄžRAFÇILIK YAPMAKTADIR.
| |
|
| | Posted by: kurtbey hatunoÄŸlu
on Nov 4 2008 10:37 | Altınordu Devleti
Cengiz Han'ın 1227'de ölümünden sonra büyük hanlık makamını Ögedey iÅŸgal etti. Onun hâkimiyeti, Türk-MoÄŸol Hakanlığı'nın teÅŸkilâtlandırılması bakımından mühimdir. Bu maksatla kurultaylar toplanmış ve bazı umumî kurallar konulmuÅŸ, Cengiz'in "yasa"sı tatbik edilmekle beraber, ÅŸehirli ve köylü ahalinin ihtiyacına göre bir idare kurulmuÅŸtu. 1235'te devlet iÅŸlerini alâkadar eden yeni meseleler münasebetiyle toplanan büyük kurultayda Batı Seferi, yani DoÄŸu Avrupa'nın istilâsı kararlaÅŸtırıldı. Bu maksatla bilhassa Türklerden olmak üzere büyük bir ordu toplandı. Miktarı bilinmeyen bu MoÄŸol-Türk ordusunun birkaç yüz bin kiÅŸiden ibaret olduÄŸu muhakkaktır. Fetihlerin baÅŸlangıcı 1236 yılına rastlar.
Bu muazzam ordunun başında Cengiz'in torunu, Batu (Çoçi OÄŸlu) bulunuyordu. Aslında Harezm, Kafkasya ve İrtiÅŸ'in batısı büyük oÄŸlu Cuci'ye düÅŸmüÅŸtü (1224). Fakat Cuci, Cengiz Han'dan az önce öldü ve ona ayrılan yerler oÄŸlu Batu Han'a verildi. Ona verilen bölgede kurulan devletin adı "Altınordu", asıl kurucusu da Batu Han'dır. Altınordu adı MoÄŸolca'da çadır demek olan "Orda" kelimesinden gelir. Hanların ordugahında han çadırının üzeri altın kaplama olduÄŸu için, bu çadıra "Altınordu" deniliyordu. Zamanla bu kelime Türkçe'de "Altınordu" ÅŸeklinde yazılır.
Hem Altınordulular, hem de "kral sarayı" ve "ordugah" anlamlarında kullanılır. Batu Han'a ait olan yerlere, babasının adından dolayı "Cuci Ulusu" deniyordu. Ulus, "BirleÅŸik İller" anlamında, yani yer adı olarak kullanıyordu.Sefere, ondan baÅŸka birçok Cengiz oÄŸulları (prensleri) de iÅŸtirâk edeceklerdi. Ön kıtaların kumandanı olarak da en meÅŸhur generallerden biri olan Sobutay'ı (Sübegetey, Sübetey) görüyoruz. Askerlerin büyük bir çoÄŸunluÄŸunu Orhun ile Yayık ve İrtiÅŸ aralarında yaÅŸayan Türk kabileleri teÅŸkil ediyordu. İlk darbe Bulgarlar üzerine oldu. Bu hareket 1224'de Bulgarların Don boyundan dönen MoÄŸol kıtalarına hücumlarının öcünü almak için yapılmıştı.
Bulgarlar az bir zaman içinde yenildiler; baÅŸta Bulgar olmak üzere ÅŸehirleri tahrip edildi. Åžehirlerden ve büyük yollardan uzakta kalan halkın, bu istilâdan zarar görmediÄŸi muhakkaktır; ÅŸehirli ve köylü ahaliden birçoÄŸunun da kaçarak, ormanlarda saklandığı anlaşılmaktadır. Bu suretle MoÄŸol istilâsından sonra Orta İdil sahasındaki Bulgar unsuru ortadan kaldırılmış olmadı; yok olan ÅŸey: müstakil bir Bulgar devletiydi. Nitekim, çok geçmeden bu bölgede Bulgar beylerinin yeniden faaliyette bulunduklarını görüyoruz.
1237 sonunda kış mevsimi olmasına raÄŸmen, MoÄŸol-Türk ordusu Rus bölgesinin istilâsına baÅŸladı. Bu sıralarda Rus yurdu birçok knezliklere bölünmüÅŸtü. Ryurik sülâlesine mensup olmak üzere, muhtelif mıntıkalarda, knezleri, müstakil birer beylik hâlinde hükümet etmekte idiler; artık Kiyef merkez olmaktan çıkmıştı; onun yerine Suzdal Rusyası (Merkezi Vladimir) yükselmiÅŸti; batıda da Haliç knezleri kuvvet bulmuÅŸlardı.
İlmen gölü'nün kuzey sahilindeki Novgorod ÅŸehri de mühim bir iktisadî ve siyasî merkez vaziyetinde idi. Bu Rus knezlikleri arasında mücadeleler eksik olmadığından Rus yurdu, âdeta, daimî bir anarÅŸi manzarası arz etmekte idi. Batu Han'ın orduları 1237'de Bulgar memleketinden hareketle Suru (Sura) ırmağının baÅŸ kısmını geçtikten sonra Ryazan üzerine yürüdüler; bir darbe ile burayı ele geçirdiler; o sıralarda ehemmiyetsiz bir kasaba olan Moskova'yı yaktılar. Vladimir, Suzdal, Rostov ve Volga kıyısındaki Yaroslav ÅŸehirlerini zaptettiler; bütün bu ÅŸehirler birer kale idi.
Türk-MoÄŸol ordusunun, yalnız açık meydan muharebesinde deÄŸil, kaleleri kuÅŸatmak ve zaptetmek hususunda da fevkalâde becerikli oldukları görülüyor. Kışın ÅŸiddetine raÄŸmen Batu Han kuvvetleri 2-3 ay zarfında birçok kale ve ÅŸehirleri ele geçirdiler. 1238 baharı geldiÄŸi zaman bu ordu İlmen gölünün güneyinde, Lovat ırmağına varmış bulunuyordu; fakat mevsimin icabı olarak, daha fazla kuzeye, yani Novgorod istikametine gidilmemiÅŸ, orduların güneye dönmesi uygun görülmüÅŸtü.
Bu defa Oka nehrine yakın Kozelsk ÅŸehrinin fazla direnmesi, ordunun hareketini biraz yavaÅŸlatmışsa da, bu kale zapt ve ahalisi kılıçtan geçirilince, MoÄŸol-Türk kuvvetleri 1238 ilkbaharında Don ile Dinyeper nehirleri arasındaki sahaya gelmiÅŸlerdi. Bununla seferin ilk safhası sona erdi. Gayet kısa bir zaman içinde, hem de kış olmasına raÄŸmen, Batu Han "yıldırım" harbiyle Rus yurdunun en mühim kısmını zapt ve Rus knezlerinin askerî kuvvetlerinin dayanak noktalarını imha etmiÅŸti. Tarihte ilk defa olmak üzere, doÄŸudan gelen Türk istilâsı, bir darbede Rus knezlerinin siyasî varlıklarını ortadan kaldırmıştı.
Bu MoÄŸol-Türk hareketinin ikinci safhası Kumanlar'a karşı oldu. 1224'de Kalka boyundaki savaÅŸtan sonra, Kumanlar Türk-MoÄŸol İmparatorluÄŸunun düÅŸmanları arasında sayılıyorlardı. 1238-39 yılındaki seferlerin neticesinde Don boyu ve bütün Kıpçak sahrasından Kumanlar kovuldu; bir kısmı kuzeydoÄŸu'da Kama Bulgarları arasına gitmiÅŸ, kalanları da Macaristan'a iltica etmiÅŸlerdi.
Bu suretle, Kama boyundaki Kıpçak ve galiba Kumanlar'la birlikte olan, Yimekler'in gelmesiyle Türk unsuru artmış ve hattâ Bulgarlar bile KıpçaklaÅŸmışlardı. Bu suretle MoÄŸol istilâsının bir neticesi de Orta İdil boyundaki Türk ahalisinin yeni ÅŸekilde karışmasını mümkün kılmasıdır; bugünkü Kazan Türklerinin kavmî oluÅŸumları iÅŸte bu tarihî olaylarla izah olunmaktadır.
Batu Han, Kumanlar'ın iÅŸini bitirdikten sonra, 1240'da Kiyef ÅŸehrini, kısa süren bir muhasaradan sonra zaptetti. O sıralarda Kiyef'in zaten büyük bir ehemmiyeti kalmamıştı. Daha batıda olan Vladimir ve Haliç ÅŸehirleri de MoÄŸol-Türkler tarafından iÅŸgal edilerek bütün Rus yurdu Batu Han'ın eline geçmiÅŸ oldu. İstilâ kuvvetlerinin büyük bir kısmı, Kumanlar'ın gittikleri, Macaristan'a yürürlerken, bir kolu da Lehistan'ın güney eyaletleri üzerinden Silezya'ya kadar ilerlediler.
1241 ilkbaharında, Liegnitz yakınında karşılarına çıkan Alman kuvvetlerini yendiler; fakat daha ileriye gidemeyerek, Macaristan'a döndüler. MoÄŸol-Türklerin bir kolu, hattâ Balkanlar'a girmiÅŸ ve Adriyatik sahillerine bile yaklaÅŸmıştı. Bu suretle 1240-41 seferi tam bir baÅŸarıyla bitmiÅŸ, Batu Han'ın ordusu bütün meydan muharebelerini kazanmış, binlerce kilometre geniÅŸliÄŸinde DoÄŸu Avrupa sahasını iÅŸgal ile, burada önce mevcut bütün askerî ve siyasî varlıklara son vermiÅŸti. Cengiz hayatta iken, batıdaki bütün sahanın Coçi'ye verileceÄŸi belli olmuÅŸtu; buna göre, Batu Han'ın zaptettiÄŸi yerler Coçi ulusu olacaktı.
Batu Han, 1241 yılında İdil'in aÅŸağı mecrasına dönmüÅŸ ve nehrin sol sahilinde "Orda"sının (Karargâh) merkezini kurmuÅŸtu: Burası Saray adını aldı ve çok geçmeden eski Bulgar ve İtil ÅŸehirlerinin yerini tuttuÄŸu gibi, onlardan farklı olarak DoÄŸu Avrupa, Hazar denizi ve Aral denizi civarlarıyla, Batı Sibir'in en mühim siyasî merkezi oluverdi.
Saray ÅŸehrinin kurulduÄŸu yer "Cuci Ulusu"nun ortasında ve büyük ticaret yolu üstünde bulunması bakımından, cidden gayet doÄŸru olarak tespit edilmiÅŸti. Bu sebeptendir ki, Saray ÅŸehri az zaman içinde yükselivermiÅŸti.
Cengiz oÄŸulları arasında en deÄŸerli kumandan ve dirayetli devlet adamı olarak tanınan Batu Han'ın ancak hakanlığın bütünlüÄŸünü korumak namına Karakurum'daki hakanı tanıdığı ve zahiren ona itaat ettiÄŸi anlaşılıyor. Halbuki Batu Han kendi ulusunda istediÄŸi gibi icraatta bulunuyordu. Onun hâkimiyeti 1255'de ölümüne kadar sürmüÅŸtür. İrtiÅŸ boyundan, Aral denizinin kuzey mıntıkası da dahil olmak üzere Kama ve bütün İdil havzası, Özü boyu ve Turla (Dnyestr) mıntıkasına kadar uzanan geniÅŸ bir sahada, fütuhatı müteakip yeni bir idare sistemi kuran ve merkezi Saray olan MoÄŸol-Türk ordusuna da gereken nizamı veren Batu Han olduÄŸundan o, hakkıyla Altın Ordu Devleti'nin kurucusu sayılmaktadır.
Bu devletin teÅŸkilâtı Cengiz yasası ve Büyük MoÄŸol-Türk Hakanlığı'nda tatbik edilen esaslara dayanmakla beraber, mahallî birçok hususların tanzimi ve bu memleketlerde mevcut eski geleneklerin de göz önünde tutulması lâzım gelmekte idi. Eski Bulgar Hanlığı ve Rus knezliklerinde Altın Ordu'nun menfaatlerine en uygun görülen bir sistem tatbik edilmesi lazım geliyordu. Bu bakımdan yeni sistemin Batu Han tarafından baÅŸarıyla uygulandığı görülmektedir.
Batu Han, Saray ÅŸehrinde oturuyor fakat hukuken, Karakurum'da oturan ve Büyük Hakan olan amcası Ögeday'a (Oktay'a) baÄŸlı bulunuyordu. Ögeday Han'ın yerine Büyük Hakan olan Mengü 1259'da ölünce, Batu Han, Karakurum'la iliÅŸkilerini gevÅŸetti, ama ÅŸeklen hala oraya baÄŸlı idi.
Batu Han, Saray ÅŸehrinde hüküm sürerken, kardeÅŸi Orda, DoÄŸu Kıpçak yöresini idare ediyordu. İmparatorluÄŸun doÄŸu yöresine Ak Ordu, Batu Han'ın hakim olduÄŸu batı bölgesine ise Gök Ordu denmiÅŸ, sonradan Gök Ordu'nun adı Altın Ordu olmuÅŸtur. Bugün Altın Ordu diye andığımız devletin ilk adı iÅŸte bu Gök Ordu'dur. Devlet ikiye ayrılmış, fakat Ak Ordu hanları Altın Ordu Hanı'na baÄŸlı kalmışlardı.
Batu Han'ın ölümünden sonra yerine küçük kardeÅŸi Berke Han geçti (1257). Berke Han, kendi adına sikke bastırmak suretiyle Karakurum'la iliÅŸkisini keserek bağımsızlığını ilan etti. Ayrıca Yenisaray ÅŸehrini kurarak burasını yeni baÅŸkent yaptı.
Bu sırada Cengiz Han'ın öteki oÄŸulları birbiriyle anlaÅŸmazlığa düÅŸmüÅŸ, Büyük Hakanlık tahtı için kendi aralarında savaÅŸmaya baÅŸlamışlardı. Berke Han bu durumu iyi deÄŸerlendirdi. Büyük Hakanlık savaşında önce Artık Böke'yı tuttu. Ama bu savaÅŸtan Kubilay Han galip çıkmıştı ve bu yüzden Büyük Hanlıkla iliÅŸkisi büsbütün kesilmiÅŸti.
Cengiz İmparatorluÄŸu'nun paylaşılmasından Harezm bölgesinin ÇaÄŸatay Han'a düÅŸtüÄŸünü söylemiÅŸtik bu ülke Artık ÇaÄŸatay Ülkesi veya ÇaÄŸatay Ulusu diye anılıyordu. Åžimdi burada Algu Han hüküm sürmekteydi.
Berke Han, Kafkasya'ya bir sefere çıktığı sırada Algu Han sınırlarını Altın Ordu sınırlarını aÅŸacak kadar geniÅŸletmiÅŸ bulunuyordu. Bu yüzden araları açıktı. Öte yandan İlhanlı hükümdarı Hülagu Kafkasya'ya girince, onlarla savaÅŸmak zorunda kaldı. Bu kardeÅŸ hükümdarların ikisi de zengin Azerbaycan topraklarını ellerinde tutmak istiyorlardı. Bu yüzden aralarında savaÅŸ çıktı. Berke Han, Hülagu'yu tam bir bozguna uÄŸrattı.
Berke Han'ın İlhanlılarla savaÅŸması, Kıpçak ülkelerinden gelip Mısır'da devlet kuran Kölemenlerle arasında bir yakınlaÅŸmaya sebep oldu.
Kölemen Sultanı Baybars ile dosluk kuran Berke Han, Bizans'la da ilgilenmeye baÅŸladı. 1265 yılında, yeÄŸeni Nogay'ın komutasında 20 bin kiÅŸilik bir orduyu Tuna'nın güneyine geçirdi. Bizans ordusunu yendi ve imha etti. Bu seferi ile İstanbul'da esir bulunan II. Keykavus'u da kurtararak Kırım'a götürdü.
Berke Han 1266'da ölünce yerine Batu Han'ın torunu Mengü Temür geçti Mengü Temür, Kölemen Sultanı ile iyi iliÅŸkilerini devam ettirdi ve Ögeday ile ÇaÄŸatay oÄŸulları arasındaki savaÅŸlarda Ögeday'ın oÄŸullarını destekledi. Bu sırada Berke'nin yeÄŸeni Emir Nogay'ın nüfuzu çok artmış, devleti o yönetmeye baÅŸlamıştı. Emir Nogay bu nüfuzunu tam kırk yıl korudu ve bu süre içinde Altın Ordu hakanlarını tahta çıkaran ve onları kendi otoritesi altında tutan bir kumandan olarak kaldı.
Mengü Temür'den sonra sırasıyla Tuta Mengü ve TeleboÄŸa tahta çıktılar. 1291 yılında tahta çıkan Tokta Han ise Emir Nogay'ın baskısından kurtulmak için fırsat kolladı ve nihayet 1300 yılında onunla savaÅŸtı ve galip gelerek öldürttü. Böylece devletin tek hakimi oldu. O tarihten sonra AÅŸağı İdil, Yayık ve Embe ırmakları boylarında yaÅŸayan ve Emir Nogay'a baÄŸlı kalmış olan boylara ve kavimlere "Nogaylar" denildi.
Tokta Han 1312'de öldü ve yerine Özbek Han geçti. Özbek Han zamanında Altın Ordu Devleti tamamen bir Türk devleti oldu. Özbek Han, kız alıp vererek Kölemenler Devleti ile akrabalık kurdu. Artık hükümdar ailesi yalnız dil ve kültür bakımından deÄŸil, kan bakımından da TürkleÅŸmiÅŸti. Halk zaten Türk idi, fakat artık bütün Kuzey Türklerine (OÄŸuzlara, Bulgarlara, Kıpçaklara ve Kumanlara) Tatar deniyordu ve Türk kültürü de Tatar kültürü olarak anılacaktı.
Tahta çıktığı zaman 30 yaşında olan Özbek Han dinamik bir hükümdardı. Azerbaycan'ı zaptetti. Rus prenslerinden alınan vergi sisteminde deÄŸiÅŸiklik yaptı. Müslümanlığa da önem verdi ve Saray ÅŸehri önemli bir din merkezi oldu. Pek çok medrese ve cami yaptırdı. 1341'de ölen Özbek Han'ın yerine önce oÄŸlu Tini Bey, onlardan bir yıl sonra da öbür oÄŸlu Cani Bey, geçti. Cani Bey Altın Ordu Devleti'nin son büyük hükümdarı sayılır. Onun zamanında devlet daha da güçlendi. İran'daki İlhanlılar Devleti dağıtıldı ve Cani Bey Tebriz'i tamamen ele geçirdi. Fakat bu devirde Altın Ordu Devleti'nin Kölemenlerle iliÅŸkisi kesildi. Çünkü, Anadolu'da kurulan yeni ve güçlü diÄŸer bir Türk Devleti Osmanlılar, bir yandan Balkanlara geçmiÅŸ, bir yandan da güneye yönelmiÅŸlerdi.
Cani Bey 1357 yılında ölünce karışıklıklar baÅŸladı. Cani Bey'in oÄŸlu tahta çıktı ve ancak iki yıl yaÅŸadı. 1360-1380 yılları arasında süren kargaÅŸalıkta 14 han tahta çıktı. Yirmi yıl süren bu karışık dönemden sonra 1380'de tahta çıkan Toktamış Han duruma hakim oldu. 1359'da ölen Berdi Bey'den sonra Batu Han hanedanı sona ermiÅŸ bulunuyordu. Toktamış Han taht üzerinde otoriteyi kurmuÅŸtu ama bu arada birçok emir bağımsızlıklarını ve hanlıklarını ilan etmiÅŸ bulunuyorlardı. Ayrıca Litvanya ve Podolya prenslikleri de bağımsızlıklarını ilan ettiler. Emir Mamay Mırza ise kendi başına hareket edecek bir güç ve nüfuza eriÅŸmiÅŸti ve Özbek Han'ın oÄŸullarından Abdullah'ı tahta çıkardı. Böylece Altın Ordu Devleti ikiye bölünmüÅŸ oluyordu.
Toktamış Han, Aksak Timur'dan yardım görerek birliÄŸi yeniden kurmuÅŸtu. Ayaklanan Rusları ve Litvanyalıları da yenmiÅŸti. Bu baÅŸarılarını Timur'un yardımlarına borçlu idi. Ama, durumunu düzeltip güçlenince, Timur'la iliÅŸkisini kesmek istedi. Böylece baÅŸlayan aralarındaki anlaÅŸmazlık büyüdü. Timur'la Toktamış Han arasında savaÅŸ kaçınılmaz oldu. Nihayet 1395 yılında yapılan Terek Savaşı'nda, Timur galip geldi ve Altın Ordu Devleti'ni bir daha belini doÄŸrultamayacak bir ÅŸekilde çökertti. Altın Ordu Devleti'nin başına Kutluk Han'ı getirerek çekildi.
Toktamış, batıya kaçarak Litvanya'ya sığınmıştı. Litvanya Kralı Witold'un yardımı ile geri dönüp tahtını ele geçirmeye çalıştı ama Kutluk Han'a yenildi. Litvanya ordusu büyük bir bozguna uÄŸratıldı.
Kutluk Han, 1401'de ölünce, Emir Edige Mırza onun yerine Åžadi BeÄŸ'i tahta çıkardı. Bir süre sonra EdiÄŸe Mırza ile anlaÅŸmazlığa düÅŸen Åžadi Bey tahtı bırakıp kaçmak zorunda kaldı. Yerine Pulat Bey geçti. 1409'da Rusları da yenen EdiÄŸe Mırza, bundan sonra gücünü kaybetmeye baÅŸladı. 1419'da Toktamış'ın oÄŸlu Kerim Berdi ile yaptığı bir savaşı kaybetti ve öldürüldü.
Bu sırada, Litvanya yeniden kuvvetlerini toplamış ve Altınordu Devleti üzerine baskısını arttırmaya baÅŸlamıştı. Bu, Altınordu Devleti'nin bölünmesine de yol açtı. 1437'de UluÄŸ Mehmed'in hakanlığı sırasında devlet ikiye bölündü. Bu bölünme sonunda Kuzeyde Kazan Hanlığı kuruldu. 1441'de Hacı Giray Kırım'da hanlığını ilan etti.
Bölünmeler devam ediyordu. 1486'da Astrahan Hanlığı da kuruldu. Bu kargaÅŸalıktan yararlanan Moskova PrensliÄŸi, 300 yıllık Türk hakimiyetinden kurtulmuÅŸ oluyordu. 1502'de Kırım Hanı Mengli Giray artık Osmanlılara tabi idi fakat serbest hareket ediyordu. Gittikçe gücünü arttırarak hakimiyet alanını geniÅŸletti.
Altınordu'nun son hanı Åžeyh Ahmed'in öldürülmesinden sonra bu devlet ortadan kalkmış oldu.
Altınordu Devleti'nin ortadan kalkmasından sonra bir çok hanlık meydana geldi. Ama bunlar Büyük Altınordu Devleti'nin yerini tutamadılar. Altınordu, hem Türk dünyasının hem de bütün DoÄŸu Avrupa'nın en önemli devletlerinden biri olmuÅŸ, bütün bu ülkeleri siyaset, ekonomi ve kültür bakımından etkisi altına almıştı.
Altınordu devleti zamanında gerek Bulgar ve gerek Rus yurdunda eski idarede birtakım deÄŸiÅŸiklikler yapıldı. Her iki memleket Altın Ordu'nun vassalı (tabii) olmakla, birtakım yükümlülüklere tabi tutuldular. Bu bakımdan bilhassa Rus knezliklerinin vaziyeti enteresandır. MoÄŸol-Türk kuvvetleri fazla bir kalabalık teÅŸkil etmediklerinden bütün Rus ÅŸehirleri ve köylerini iÅŸgal altına alıp Rus yurdunda kalmalarına maddeten imkân yoktu. Bu sebeptendir ki, kendileri için daha elveriÅŸli olan bozkır sahalarını iÅŸgal etmiÅŸlerdi.
Rus knezliklerindeki hâkimiyetleri idame ettirebilmek için de birtakım askerî ve idarî tedbirler alınmakla yetinildi. Evvelâ öteden beri mevcut olan knez idaresini olduÄŸu gibi bıraktılar; Ryurik sülâlesine mensup olmak üzere, knezliklerin hâkimiyetlerini tanıdılar, hattâ istilâdan önceki büyük ve küçük knezlikler bile muhafaza edildi; yalnız ÅŸu ÅŸartla ki, knezler makamlarını han tarafından tasdik ettirmeÄŸe mecburdular; yani han'ın tabii sayılıyorlardı.
İç intizam ve asayiÅŸ yani polislik vazifesi knezlerin eline bırakılmıştı. Bunun dışında: Memleketin umumî asayiÅŸine, han'a karşı mükellefiyetlerin yerine getirilmesine ve düÅŸmanca hareketlerin ortaya çıkmasına mâni olmak maksadıyla han tarafından tâyin edilen yüksek memurlar gönderilmekte idi.
Rus yurdundaki 240 yıl süren bu "Tatar" hâkimiyetinin Rus tarihi ve Rus halkı üzerinde çok yönlü tesiri olduÄŸu muhakkaktır. Batu Han'ın buraları zaptettiÄŸinde Rus yurdu tam bir siyasî anarÅŸi içinde çalkandığından, iktisadî ve kültür refahının gerekli ÅŸartlarından biri olan iç emniyet mevcut deÄŸildi. Altın Ordu tarafından tespit edilen kuvvetli bir disiplin, evvelâ her yerde iç emniyet ve asayiÅŸin yerleÅŸmesine neden oldu; yine bu asayiÅŸin kurulmasıyla ilgili olarak, Saray ile Rus knezliklerindeki baÅŸkanlar ve darugalar, yahut askerî baÅŸbuÄŸlar (tümen, bin ve yüz beÄŸleri) arasında muntazam bir münasebet temin maksadıyla, daha Cengiz zamanında kurulan posta usulü, yeni yol sistemi geliÅŸtirildi.
O zamana kadar bir tek para sistemi olmayan Rus yurdunda, aynı esaslar üzerinde sikke bastırıldı. Rusça "dengi" (dengi=para, tenke) tabiri, Türkçe tiyin sincap derisi sözünden gelmiÅŸtir; gümrükler intizamlı bir hali kondu ki, Rusça "tamojnya" (gümrük) tabiri de Türkçe-MoÄŸolca tamga-damga sözünden gelmektedir. Bunun dışında rus knezlerinin, büyüklerinin ve askerlerinin Saray'a ve hattâ İç MoÄŸolistan'a kadar gitmeleri, birçok Rus büyüklerinin Tatarlar ile düÅŸüp kalkmaları, Ruslar'ın yaÅŸayış, giyim tarzlarında olduÄŸu gibi, düÅŸünüÅŸ ve görüÅŸlerinde de Tatarların tesiri altında kalmalarına sebep olmuÅŸtur. Aynı ÅŸekilde Altın Ordu'da tatbik edilen kuvvetli bir merkeziyetçi devlet rejiminin ve han otoritesinin, dolayısıyla Rus knezlerine bir örnek teÅŸkil ettiÄŸinde ÅŸüphe yoktur.
Rus tarihinde "Tatar boyunduruÄŸundan" bahsetmek o kadar moda olmuÅŸtur ki, Sovyet Rus tarihçileri bile bu tâbiri tekrar ele almışlardı. Åžüphesiz yabancı bir zümrenin, hele ırk ve dini bakımından büsbütün ayrı olan bir kavmin hâkimiyeti kolay bir ÅŸey deÄŸildir. Fakat: 240 yıl süren Altın Ordu hâkimiyeti neticesinde Ruslar, dillerini, dinlerini, topraklarını ve idare teÅŸkilâtlarını tamamıyla muhafaza etmekten baÅŸka, bütün bunları kuvvetlendirmeÄŸe de muvaffak olduklarına bakılırsa, bu Tatar hâkimiyetinin "boyunduruk" olmadığı anlaşılır. Yalnız yabancı bir zümrede deÄŸil, normal hükümet idaresinde bile isyan çıkarsa derhal bastırılır ve bu münasebetle ÅŸiddet kullanılır, sırasına göre binlerce kiÅŸi öldürülür; mükellefiyetler yerine getirilmediÄŸi zaman, güç ve ÅŸiddetle bunların icrası için zor kullanılır. Altınordu baskakları ve darugalarının da baÅŸka türlü hareket etmedikleri tarihî bir hakikattir.
Altınordu'nun Rus knezliklerindeki hâkimiyetinin, sonraki Rus çarlarının Kazan, BaÅŸkurt, Sibir, Kırım, Kafkas ve Türkistan'daki hâkimiyetlerine nispetle kat kat yumuÅŸak olduÄŸunda zerre kadar ÅŸüphe yoktur. MüthiÅŸ İvan'ın ve Romanof ailesinden gelen Çar hükümetlerinin Türk kavimlerini imha yolunda aldıkları tedbirlerin onda birinin Altın Ordu hanları tarafından alınmadığı muhakkaktır.
Rus knezlerine yapıla gelen bazı tazyikler ve ÅŸiddetler, daha ziyade Rusların Saray'da, hanlar yanında yaptıkları entrikalardan ileri gelmiÅŸtir. MoÄŸol-Türk devleti an'anesinin icabı olarak Altın Ordu'da tam bir din ve dil toleransı vardı.
Metbu kavimler, pek de ağır olmayan mükellefiyetleri doÄŸru dürüst yerine getirdikten sonra, lüzumsuz yere tazyike maruz kalmıyorlardı. Rus kilisesi, Altın Ordu hanlarının verdikleri "yarlık"lar sayesinde tarhanlık kazanmıştı; yani her nevi vergi ve mükellefiyetlerden kurtulmuÅŸtu; böyle olmasına raÄŸmen, sonraları Tatarlara karşı Rus imha siyasetini besleyen müessese bilhassa kilise olmuÅŸtur.
İki buçuk yüzyıl süren Tatar hâkimiyetinin tesiri altında Altın Ordu hanları Rus ahalisi nazarında tam bir hükümdar gibi telâkki ediliyordu; bu yüzdendir ki Rus knezleri ancak Altın Ordu hâkimiyetinden çıktıktan sonra "Çar" lâkabını almaÄŸa cesaret ettiler. Batu Han'ın kumandasında fütuhat yapan kuvvetlerin 600.000 kiÅŸiden ibaret olduÄŸu söylenmektedir: Bunun ancak 60.000'i MoÄŸol'du; kalan kısmı muhtelif Türk kavimlerinden toplanmıştı; kumanda heyetinin ve bazı memuriyetlerin başında MoÄŸollar bulunmakta idi.
Tatar adının menÅŸeinin Türk olması lâzım gelir. İşte bu sebeptendir ki, MoÄŸol istilâsını yapan bütün kuvvetlere Avrupalılar, MoÄŸol ve Türk fark edilmeksizin "Tatar" demiÅŸlerdir. Bu sebepledir ki, Cengiz ordularındaki Türk kavimleri, kendilerine böyle adlandırmasalar bile, yabancılar karşısında böyle görünmeye baÅŸlamışlardır. Çok zaman geçmeden İdil boyunda yerleÅŸen MoÄŸollar kalabalık Türk unsuru arasında eriyip gitmiÅŸlerse de, bu sahanın ahalisi Türk olmasına raÄŸmen "Tatar" adiyle tanınmaÄŸa baÅŸlamışlardır. MoÄŸol istilâsının neticesi olarak İdil-Ural ve Sibirya'da Türk unsuru arttığı gibi, bir dereceye kadar MoÄŸol unsuru da yerli ahali ile karışmıştır; fakat bu zümrenin daha ziyade yüksek tabakaya mensup olduÄŸu anlaşılıyor.
Ahalisi 922'den beri Müslüman olan Altın Ordu'da Batu'nun küçük biraderi Berke Han'ın (1255-1266) Müslümanlığı kabul etmesiyle, bu ülke, tam mânasıyla bir Türk-İslâm devleti haline gelmiÅŸtir. Zaten bu mıntıkada 922'den beri İslâm kültürü yayılmıştı. Saray ÅŸehri kurulup da Türkistan'la ticaret münasebetleri tekrar kuvvet bulduktan sonra, Altın Ordu'da Müslüman tesirinin birdenbire baÅŸka tesirlere üstün geldiÄŸini görüyoruz; neticede Saray hanları Müslüman oldular.
Berke Han'ın hâkimiyet zamanı, Altınordu'nun, Büyük Hakanlıktan ayrıldığı, yani istiklâlini ilan ettiÄŸi zamana tesadüf etmektedir; Berke Han kendi namına sikke bastırmakta ve tamamıyla müstakil bir hükümdar gibi hareket etmekte idi. Umumiyetle onun zamanı Altın Ordu'nun en parlak devri olarak tanınmaktadır; Yeni bir "Saray" (Yeni Saray) ÅŸehrinin kuruluÅŸu da bunu teyit etmektedir.
Özbek Han (1313-1342) zamanında İslâm dini büsbütün kuvvetlendi. Saray ÅŸehri, diÄŸer İslâm memleketlerinin büyük ÅŸehirleri gibi camiler, medreseler ve tekkelerle süslenmeÄŸe baÅŸlandı; hükümdar sarayında âlimler, ÅŸeyhler, seyyidler ve hocalar itibar kazandılar; medreseler ve mektepler açıldı.
Muhtelif İslâm memleketlerinden ustalar çaÄŸrılmaya baÅŸlandı. MeÅŸhur İslâm âlimlerinden Kutbettin-ür-Razî, Åžeyh Sadettin Teftezî ve baÅŸkalarının Canibek Han zamanında (1340-1357) Saray ÅŸehrinde kaldıkları malûmdur. Nehc'ül-feradis gibi enteresan bir kitabın ya doÄŸrudan doÄŸruya Saray'da veya Saray hanlarının emriyle, yine Altın Ordu hâkimiyetinde bulunan, Harezm'de tertip edilmiÅŸ olması, yazı dilinin burada mühim geliÅŸme kaydettiÄŸini göstermektedir.
Altınordu'nun XIII-XIV. Yüzyıllarda siyasî, iktisadî ve kültür bakımından yalnız Åžarkî Avrupa'nın deÄŸil, umumiyetle Türk dünyasının en mühim mevkilerinden biri olduÄŸunda ÅŸüphe yoktur. Bu devletin ahalisinin büyük bir kısmı -Rus yurdu müstesna- halis Türk'tü; ancak üst tabakada MoÄŸol unsur mevcuttu. Bu unsur da kısa bir zaman içinde tamamıyla TürkleÅŸmiÅŸti. Devlet teÅŸkilâtı, Cengiz'den çok önce teÅŸekkül eden devlet sisteminden ibaretti. Gök-Türk ve Uygur teÅŸkilâtının mühim unsurlarının Altın Ordu (ve umumiyetle bütün diÄŸer Türk devletlerinde ) mevcut olduÄŸu muhakkak gibidir; hele teÅŸkilât sözleri (ıstılahları)nde Uygarca mefhumların kullanıldığı görülmektedir; bunun içindir ki, Altın Ordu ve sonraki hanlıkların devlet, iktisat ve sosyal teÅŸkilâtlarını öÄŸrenmek, MoÄŸolların kendi iç teÅŸkilâtlarından baÅŸka daha evvelki Türk devletleri ve heyetlerinin vaziyetlerini bilmeÄŸe baÄŸlıdır.
Elde mevcut sınırlı kaynaklara göre Altın ordu'da askerlik, ziraat, ticaret, vergi ve her çeÅŸit mükellefiyetleri tanzim eden belirli kanunlar mevcuttu. Cengiz tarafından kurulan teÅŸkilâttan baÅŸka, siyasî ve sosyal hayatın her safhasını düzenleyen birçok nizamlar tatbik edilmekte idi. Bu itibarla da Altın Ordu Devleti'ni "yasalı" (kanunlu) bir siyasî varlık olduÄŸu ortadadır.
Ahalinin yalnız göçebe olmadığı, ÅŸehirlerin ve köylerin çokluÄŸu ile derhal görülmektedir. Zaten Orta-İdil boyundaki Türklerin çok erkenden köyler ve ÅŸehirler kurdukları malûmdur. İdil'in aÅŸağı mecrasında bulunan Türk-MoÄŸol unsurunun da yavaÅŸ yavaÅŸ ÅŸehir ve köylere yerleÅŸtikleri görülüyor. Azerbaycan da dahil olduÄŸu halde Altın Ordu'ya ait sahada ÅŸimdiye kadar 25 ÅŸehir tespit edilmiÅŸtir. Bunlar: Azak, Batçin, Baku, Büler, Bulgar, Derbent, Gülistan (Saray'ın banliyösü), Kırım, Kırım-Cedit, Macar, Macar-Cedit, Mahmûd Âbad, Muhşı, Ordu, Ordu-Cedit, Ordu-Bazar, Recan, Saray, Saray-Cedit, Saraycık, Sığnak-Cedit, Tebriz, Ükek, Hacı-Tarhan (Zeci-Tarhan), Åžabran, Åžamaha.
Demek ki, Altınordu sadece bir "step imparatorluÄŸu" deÄŸildi. Bu sayılan ÅŸehirlerin büyük bölümü büyük ticaret merkezleri ve "ihracat ve ithalât" iskeleleri ve transit istasyonları idi. Bilhassa Saray ÅŸehrinin büyüklüÄŸü ve güzelliÄŸi hakkında ÅŸehri bizzat gezen seyyahların elinden çıkan kayıtlar mevcuttur. Bu cins kayıtlar yapılan hafriyat neticesinde tamamıyla tespit edilmiÅŸtir. Saray ÅŸehrinde mükemmel bir su tesisatı olduÄŸu, bahçelere, evlere varıncaya kadar su borularıyla su getirildiÄŸi meydana çıkmıştır; çini tezyinatı, yapıcılık ve bilhassa maden iÅŸleme hususunda mühim ilerlemeler elde edildiÄŸi, çıkan eserlerle sabittir.
Bu itibarla, Saray ÅŸehrinin ve içinde yaÅŸayan ahalisinin (yani yerli Türklerin), devirlerinin diÄŸer memleketlerinden geride durmadıkları açıktır. Meydana çıkarılan maden eritme ve iÅŸletme tesisatının mükemmelliÄŸi, Altın Ordu ustalarının, hattâ bu hususta birçok millet ustalarını geride bıraktıklarını gösterir. Bu suretle Saray ÅŸehrinde (bilhassa Saray-Berke'de) İtil ve Bulgar ÅŸehirlerinin geleneÄŸi yalnız muhafaza edilmekle kalmamış, daha da ileriye götürülmüÅŸtür. Saray aynı zamanda Türkistan, İran, Anadolu, Bizans, Rus, Ceneviz ve Orta Avrupa'dan gelen tüccarların buluÅŸtukları bir merkez olması hasebiyle de büyük bir ehemmiyete sahipti; burada ayrı milletler için ayrı mahaller kurulduÄŸu ve herkese kendi memleketinde alışık olduÄŸu hayata göre yaÅŸamak imkânı verildiÄŸini biliyoruz.
Altınordu'nun merkezi Saray ÅŸehri idi. Saray ÅŸehrine "Taht ili" denirdi. Batu zamanında tesis edilen Saray ÅŸehri, Berke Han zamanında daha müsait bir yere nakledilerek Yeni Saray, yahut Saray-Berke adını aldı (İdil'in sol kollarından biri olan Tsares mevkiine yakın). Hanlar Saray ÅŸehrinin "Gülistan" denilen banliyösünde yaşıyorlardı; burası bilhassa hanların kışı geçirdikleri bir yerdi; yazları ise eski âdet üzere "yaylaÄŸa" çıkarlar, Don ve Özü arasında kalırlardı. Hanların "yaylak"lardaki ordugâhları da büyük bir ÅŸehir manzarası arz ediyor, hanım ve büyüklerin süslü çadırları geniÅŸ bir sahayı kaplıyordu.
Keçeden yapılan çadırların (yurt) içi kıymetli halılarla süslü idi; hanın tahtı altın ve kıymetli taÅŸlarla bezenmiÅŸ, ayakları gümüÅŸten idi. Bayram ve yortu günlerinde yabancı elçiler merasimle kabul edilirdi; bu münasebetle hanın tahtı etrafında hatunu ve hanedan âzasına mensup büyükler bulunuyordu. Hanın birkaç karısı olurdu; fakat biri Ulu-Hatun, yani baÅŸ kadın sayılırdı. Ulu-Hatunların mevkileri gayet yüksek olup, devlet idaresine bilfiil iÅŸtirak ederler, hattâ, hanın muvaffakiyetiyle, kendi adlarından "yarlık" verdikleri olurdu. Ulu Hatun Osmanlı sultanlarının saraylarındaki BaÅŸ-kadın efendi ve Valide sultana çok benzemektedir; yalnız Valide Sultanın yetkileri daha geniÅŸtir.
Hanlar, yalnız Tatar büyüklerinin kızlarını deÄŸil, Bizans imparatorlarının ve Rus knezlerinin kızlarını da alıyorlardı; ezcümle Özbek Han'ın karısı Rum kayseri Andronik Paleologos'un kızı idi. Umumiyetle Altın Ordu Devleti'nde kadınların sosyal konumları yüksekti ve bu konuda eski Türk gelenekleri devam ettiriliyordu. DoÄŸu memleketlerinin kadınları ezici tesirleri henüz kökleÅŸmemiÅŸti. Hanın hatunları ayrı saraylarda yaşıyorlar, göç ederken kendilerine mahsus çadırları bulunuyordu; hattâ kendilerinin mescit ve camileri, hoca ve imamları olduÄŸu gibi umumî hayatta ayrı muhafız kıtaları da vardı; Altın Ordu kadınları peçe taşımadıkları gibi, umumî hayatta görünürler, hattâ han hatunları âlimler ve ÅŸairler meclisine bile devam ederlerdi.
Altınordu Devleti'nde resmi dil ÇaÄŸatay Türkçesi idi. Önceleri Gök Tengri'ye tapıyorlardı ama kısa zamanda bütün ülke Müslüman oldu. Bir süre sonra devlet tam anlamı ile TürkleÅŸti. Ama bu "TürkleÅŸme" deyimi hükümdar ailesi içindir. Halkın yüzde doksanından fazlası zaten Türk idi. (Kuman, Kıpçak, Bulgar... Türkleri).
Bugün, Tatar adıyla anılan Türkler de Altın Ordu Devleti'nin halkıdır ve Tatar adı "Kuzey Türkleri" anlamında bir genel ad olmuÅŸtur. MoÄŸollar çok küçük bir azınlık haline düÅŸmüÅŸtü. Askerin büyük çoÄŸunluÄŸu da Türk idi. MoÄŸol azınlığı Türklerle karışmış ve eriyip gitmiÅŸlerdi. Ama hanlar MoÄŸol sülalesinden geliyordu. Bunlar da Türklerle evlendikleri için zamanla MoÄŸol etkisi sadece idare ÅŸeklinde, teÅŸkilatta kaldı.
Altınordu'nun idare sistemi eski Türk esaslarına dayanmaktadır; bu esaslarda bilhassa bozkır an'anesi ve teÅŸkilâtı mühim bir yer tutuyordu. Ahalinin gittikçe topraÄŸa baÄŸlanması, ziraat, ticaret ve sanayiin geliÅŸmesi üzerine devlet idaresinde bu esaslar da dikkate alınmıştı. Altın Ordu'nun resmi ismi aslında "Büyük Ordu"dur. Bu devlet birkaç kısma yahut "Ulus"a ("ölüÅŸ, hisse" bölünürdü; Rusya bile birkaç "Ulus"tan ibaret olduÄŸu gibi, BaÅŸkurt, Bulgar, Mokşı elleri de birer ayrı ulus teÅŸkil etmiÅŸti; bundan baÅŸka Kafkas ve Karadeniz sahaları da ayrı uluslara bölünmüÅŸtü.
Ulus, onun başında bulunan türelerin (büyük memur) adını alırdı. Ulus içinde de, Cengiz'in tespit ettiÄŸi ve tamamıyla askerî mahiyette olan bir bölüm vardı; ezcümle: Tümen (10 bin), bin, yüz ve on beylikleri; tümen beyi, on bin kiÅŸilik kuvveti çıkaran bölgenin baÅŸbuÄŸu, bin beyi, bin kiÅŸilik kuvvetin başı v.s. Bu bakımdan Altın Ordu gayet intizamlı bir askerî ve mülkî idare teÅŸkilatına sahipti. Halis Türk olan ulusların en yüksek idare (sivil) memuruna Daruga denilirdi, ki vali karşılığı olsa gerektir; Rus uluslarındaki en yüksek Tatar valisi de Baskak adını taşırdı; baskakların idarî merkezine de "yurt" denirdi.
Baskaklar, bulundukları yerde, Rus knezleri ve ahalisinin Altın Ordu'ya boyun eÄŸmelerine nezarete memurdu; bu maksatla onun emrinde asker de bulunurdu. Rus ahalisinden "kafa vergisi" alındığından, ahali sayımı yapılır (ilk sayım 1257'de) ve ona göre baskaklar vergi alırlardı; mal ve mülkten ayrıca aÅŸar (onda bir) da toplanmakta idi. Darugaların da aynı ÅŸekilde icrai faaliyette bulundukları görülmektedir; yerli Türk ahalisinin birçok mükellefiyetlere tabi olduÄŸu, yarlıklardan anlaşılıyor. Ancak "Tarhan" olan kimseler, her nevi mükellefiyetten ve vergilerden kurtuluyorlardı. Tarhanlık hakkı da han tarafından verilir ve "Tarhanlık yarlığı" ile tasdik olunurdu.
Hana, devlet idaresinde "Divan" adını taşıyan bir meclis yardım ederdi. Ekseri Türk-İslâm devletlerinde tesadüf ettiÄŸimiz bu müessesenin Altın-Ordu'daki mahiyeti katî olarak bilinemiyor; bilhassa bu divanın yazıcıları (Divan bitikçi'leri) tâbiri yarlıklarda sık sık zikredilmektedir. Dış memleketlere gönderilen elçilere ve yardımcılarına "elçi-keleci" denirdi. Ayrıca yol, vergi, ticaret iÅŸlerine nezaret eden memurlar mevcut olup bunların vazifeleri birer birer tâyin ve tespit edilmiÅŸti.Ticaretin Altın Ordu'da çok inkiÅŸaf ettiÄŸini de söylemiÅŸtik; buna baÄŸlı olarak para sistemi de gayet muntazamdı; maden para ile yan yana, kâğıt para usulü de vardı.
Altınordu'nun siyasî tarihi cihetine gelince: Bu hakanlık doÄŸu Avrupa'yı elinde bulundurmakla birçok bakımdan Hazar Hakanlığı'nı andırmaktadır. İşgal ettiÄŸi coÄŸrafî vaziyetinin icabı olarak birçok devletlerle siyasî, iktisadî ve kültür münasebetleri tesis etmiÅŸtir. Bizans'la, Mısır Memlûkları ve Osmanlılarla münasebetleri olduÄŸu gibi, bilhassa Litvanya-Lehistan Devleti'yle yakın bir münasebet tesis edilmiÅŸti. Altın Ordu ile İlhanîler arasında, Hazar Denizi'nin güney sahası ve Harezm yüzünden daimî bir ihtilâf ve rekabet vardı; bunun içindir ki Altın Ordu ile Mısır Memlûkleri arasında sıkı bir dostluk kuruldu; aynı vecihle sonraları, Yıldırım Bayezid ve Toktamış Han'ın her ikisinin de Timur tarafından büyük bir tehlikeye maruz kalmaları üzerine Osmanlı Devleti'yle Altın Ordu arasında yakın bir dostluk hâsıl oldu; her iki memleketten karşılıklı elçiler ve tüccarlar gidip gelmeÄŸe baÅŸladılar.
Timur istilâsı Altınordu hanlarıyla Osmanlı sultanlarının, sonraları da iyi münasebetleri devam ettirmelerini saÄŸladı. İkinci Murat ile Fatih Mehmet zamanında da bu dostluk mevcuttu. Altınordu hanlarından olup sonra Kazan Hanlığı'nı kuran UluÄŸ Muhammed'in, II. Murad'a ve sonraki hanların Fatih Sultan Mehmed'e gönderdikleri bitikleri bunu göstermektedir. Moskova knezliÄŸinin tedricen yükselmesi ve tehlikeli olmaÄŸa baÅŸlaması üzerine, Altın Ordu ile Litvanya-Lehistan arasında Ruslar'a karşı bir cephe teÅŸkil etmek istendi.
Birçok etkenlerin bir araya gelmesiyle, gittikçe zayıf düÅŸen Altın Ordu, Aksak Timur'un arka arkaya indirdiÄŸi üç darbeden sonra (bu seferler esnasında Saray ÅŸehri kâmilen yıkılmış ve ahalisi katliâm edilmiÅŸtir) Altın Ordu bir daha kendine gelemedi. Hanedan âzası arasında çıkan iç mücadele, ticaret hareketlerinin gittikçe azalması, komÅŸularının kuvvetlenmesi neticesinde Altın Ordu Hakanlığı gittikçe kuvvetten düÅŸtü. Altın Ordu'nun son büyük hanı Timur ve Bayezid'in çaÄŸdaşı olan Toktamış Han'dır (1376-1391).
Ondan sonra, "Taht-İli"nde (Saray'da) hanlar birbirini sık sık takip etmiÅŸler ve karşılıklı ÅŸiddetli mücadeleler yapmışlardır. 1480 yılında Saray Hanı Seyyid Ahmet, Moskova büyük knezi III. İvan'ı baÅŸ eÄŸmeÄŸe zorlayarak Rusya üzerinde eski hâkimiyetini tekrar kurmak teÅŸebbüsünde bulunmuÅŸsa da, kâfi miktarda kuvvete sahip olmadığı gibi, arkada bazı tehlikeler baÅŸ gösterdiÄŸinden, bir meydan muharebesi olmaksızın, Don boyunca çekilip gitmiÅŸti. Bundan sonra Rusya üzerindeki 240 yıldan beri devam edip gelen Altınordu hâkimiyeti kendiliÄŸinden kalkmıştır. Zaten Altın Ordu'nun hayatı da sona ermiÅŸ gibiydi. 1502'de bu devlet artık tarihe karışmış bunuyordu. Bu hakanlığın harabeleri üzerinde birçok hanlıklar yükseldi; bunlar: Kırım, Kazan, Sibir, Astrahan ve Nogay hanlıkları idi.
| |
|
| | Posted by: volkan hatunoÄŸlu
on June 13 2008 12:45 | VALİ KURT İSMAİL HAKKI PAÅžA Osmanlı dönemi Diyarbakır valilerinden Karslı HatunoÄŸlu Kurt İsmail Hakkı PaÅŸa,28 Mayıs 1868 tarihinde göreve baÅŸlamış ve 7 yıl 9 ay bu görevde kalarak Diyarbakır’a unutulmaz hizmetlerde bulunmuÅŸtur.Ziya Gökalp’ın bir yazısında belirtildiÄŸi gibi,memleketimizde halk sevdiÄŸi kimselere birer lakap takar Kurt İsmail PaÅŸaya da ‘Kurt’ lakabını veren halktır.Diyarbakır’a gelen valilerin ekserisini halk tanımaz.Yalnız çok sevdiÄŸi muhterem bir sima vardır ki onu pek iyi tanır ve aranan birçok batınlar geçtiÄŸi halde bir türlü unutamamışlardır.Bu ÅŸanlı sima Kurt İsmail PaÅŸadır. Kurt İsmail PaÅŸa’nın hizmetlerini ÅŸöyle sıralıyabiliriz:KURT İSMAİL PAÅžA CAMİİ:Kurt İsmail PaÅŸa bu camii kardeÅŸi Meded Bey adına 1869-1875 yılları arasında yaptırmıştır.Sur dışında yapılan ilk camiidir.BaÅŸarıya ulaÅŸamayan büyük bir giriÅŸim de Kurt İsmail PaÅŸanın Diyarbakır’a baÄŸlı bir sıcak merkezi olan Harputun (mezra) denilen düzlüÄŸünde baÅŸlattığı yeni ÅŸehrin (ÅŸimdiki Elazığ’ın kurulduÄŸu alan) bir benzerinin Diyarbakır da sur dışında kurulmasına ön ayak olmak için ÅŸehirden yarım saat mesafede güzel bir mevkide bir hükümet konağı,bir kışla,camii ile birde vali konağı yaptırdı.Bu arada ev yaptıracaklara çok ucuza arsalar saÄŸladı.Ancak halk buna raÄŸbet göstermedi.Vali Mehmet İzzet PaÅŸa zamanında yapılan müracaatlar ve ÅŸikayetler sonunda yeniden ÅŸehir içine dönüldü. KÜLTÜR VE EĞİTİM ALANINDAKİ HİZMETLERİ:Kurt İsmail Hakkı PaÅŸa göreve baÅŸlar baÅŸlamaz ele aldığı iÅŸlerden biride ÅŸehirde bir matbaa kurmak ve bir vilayet gazetesinin çıkarılmasına çalışmak olmuÅŸtur.1868 yılı Haziranı’nda matbaa’nın hurufat ve makineleri geliÅŸtirilmiÅŸ ve içkale de cezaevi yanında ki küçük binada resmi vilayet gazetesi olan DİYARBEKİR gazetesi de bu dönemde yayınlanmaya baÅŸlanmıştır. DİĞER HİZMETLER: Kurt İsmail Hakkı PaÅŸa Diyarbakır –Elazığ yolunu açmış halkın (demiryolu) dediÄŸi ÅŸoseyi Sivas’tan Cizreye Siverek’ten Diyarbakır’a atölyesi yaptırmıştır.Dicle nehrinin mamoÅŸek mevkiinde bir baraj yaptırmayı planlamış,etütler yaptırmış, ancak bunu gerçekleÅŸtirememiÅŸtir.Ayrıca içkale camiindeki sahabeler türbesini ,hamravat suyu kemerlerini ve yollarını,tütün kaçakçılığına engel olmak için surlarda açılan gedikleri onartmıştır.1818 tarihinde Kars’ta doÄŸan HatunoÄŸlu İsmail Hakkı PaÅŸa,aÅŸiretlerin ıslahında ve bazı aÅŸiretlerin ayaklanmalarını bastırmada çok baÅŸarılı olmuÅŸ,il hudutları içinde gerekli düzeni saÄŸlamıştır.Erzurum Vali ve komutanı iken 1876 Türk-Rus savaÅŸlarına katılmış baÅŸarı göstermiÅŸtir.Abdulhamit baÅŸkanlığında kurulan TeÅŸkilat-ı Askeriye komisyonu ikinci baÅŸkanlığı görevindenken 1896 yılında ölmüÅŸtür.Üsküdar’daki Yeni Camii haziresinde gömülüdür. | |
|
| | Posted by: volkan hatunoÄŸlu
on June 10 2008 08:04 | ERZURUM İSPİRDEN İSMAİL HATUNOĞLU (AMCA)NIN İBRAHİM HATUNOĞLUNA YAZDIĞI MEKTUP

 | |
|
| | Posted by: volkan hatunoÄŸlu
on June 6 2008 15:42 | BİR DESTAN KAHRAMANI: MİHRALİ BEY (1844-1906)
Birkaç Söz Mihrali Bey'in köyünden (Acıyurt-Sıvas) olmam dolayısıyla çocukluÄŸum, hep bu yüce kiÅŸinin kahramanlıklarını dinlemekle geçti. Halkımızın, "İkinci KöroÄŸlu", "İkinci Battal Gazi" olarak vasıflandırdığı Mihrali Bey'i inceleyip yazmak fikri de bundan kaynaklanmıştır.
1971 yılından itibaren bu konuda bilgiler toplamaya baÅŸladım. Malzemeleri toplarken gördüm ki; Gazi Ahmet Muhtar PaÅŸa'nın Hatırat ve Mehmet Arif Bey'in Başımıza Gelenler'i haricindeki yazılar (Bkz. Bibliyografya 2, 5, 10, 11, 13) hep bu eserleri tekrardan ibaret. Duyduklarımın ve bildiklerimin pek çoÄŸu yazılmamıştı. AraÅŸtırmalarımı derinleÅŸtirdim. Halen saÄŸ olan torunları ve bu sahada derlemeleri bulunan amcam BeÅŸir Sönmez ile irtibata geçtim. Eksik bir kısım kalmaması için on üç yıl bekledim. SaygıdeÄŸer dostum Ali Birinci'nin de teÅŸvikiyle nihayet yazmaya karar verdim.
Mihrali Bey'in hayatı okunduÄŸunda bazı bölümler, okuyucularımıza mantıksız gelebilir. Åžunu söyleyelim ki; bunların hepsi de hakikattir. Bu yüzdendir ki, halkımız onu yüceltmiÅŸ; bir destan kahramanı olarak görmüÅŸ; hakkında sayısız destanlar söylemiÅŸtir. Maalesef bunlardan pek azı elimizde mevcuttur. Yayımlanan ve bilinen destanların haricinde, ben de Tokatlı Âşık Püryâni'den üç destan derleyerek manzum parçalar bölümüne ilave ettim.
Mihrali'ye "Mühür Ali" de denmektedir. Bu, halkımızın yakıştırmasıdır.
Mihrali'nin hayatı, baÅŸlı başına bir film konusudur. Yazımızı, konu bulmakta güçlük çeken, hatta basit konularla Türk sinemaseverleri rahatsız eden film ÅŸirketlerinin de dikkatlerine arz ediyoruz. Dileriz, bu yazıdan haberdar olurlar.... (Sivas, 10. 4. 1984) Yrd. Doç. Dr DoÄŸan KAYA
III - MİHRALMİHRALİ BEY'İN HAYAT HİKÂYESİ
Karapapak-Terekeme Türklerinden olan Mihrali, Tiflis vilâyetinin Borçalı sancağına baÄŸlı Darvas Köyü'nde büyümüÅŸtür. Babası Memili, dedesi ise Allahverdi'dir. Asil bir aileden olan Memili, Acem kızı ile evlenir. Ondan Mehmet Ali, ikinci hanımından da Mihrali Bey, İsa Bey, Memmedalı ve Ali Bey doÄŸmuÅŸtur. İki de kızı vardır: Huri ve Kezban. Daha, küçük yaÅŸlarda ata binmeye, silah kullanmaya baÅŸlayan Mihrali, kısa boylu, etine dolgun, kara yağız ve sevimli biridir. Genç yaÅŸlardaki gözü pekliÄŸi, cesareti, mertliÄŸi ve çevikliÄŸi dillerde söylenir olmuÅŸtur.
Mihrali, on yedi yaşındayken babasını kaybeder. Ruslar, Mihrali ve kardeÅŸlerinin uÄŸraÅŸmaların raÄŸmen, Abdullah AÄŸa'nın Müslüman mezarlığına gömülmesine izin vermez ve Karapapakların inançlarına, adetlerine ters düÅŸen bir usulle kendi mezarlıklarına gömerler.
Civar köylerde bulunan Karapapaklar, Çerkezler, Çeçenler, Lezgiler Darvas Köyü'ne gelip baÅŸsaÄŸlığı dilerler. Mihrali, o gece rüyasında babasını görür. Babası hiddetlidir. "Utanmıyor musun? Beni o mezarlığa nasıl gömdürdün? Yazıklar olsun sana! EÄŸer benim na'şımı bu kafirlerin içinde korsan, hakkım haram olsun." der.
Rüyanın etkisiyle aniden uyanan Mihrali, yatağından fırlar. Babasının hayali gözünün önünden hiç gitmez. Kılıcını beline baÄŸlar, hançerlerini kuÅŸağının arasına sokar, yanına kazma kürek alır, dışarı çıkar. Vakit gece yarası olduÄŸu için köy halkı derin uykudadır. Mihrali, doÄŸruca mezarlığa gider.
Kısa boylu olmakla beraber, çevikliÄŸi sayesinde bir hamlede yüksek duvardan atlar. Nöbetçilere görünmeden babasının mezarına gelir. Mezarı kazar ve babasını çıkarır. Bir an önce oradan uzaklaÅŸmak düÅŸüncesiyle babasını omuzlar, koÅŸar adımlarla mezarlıktan ayrılır. "Dur! Eller yukarı!" sözüyle hareketsiz kalır. Nöbetçiler, na'şı yere bırakmasını söyler. Mihrali bırakır ama, bırakmasıyla beraber, onların üzerine sıçrar. DövüÅŸmedeki mahareti sayesinde, nöbetçileri öldürür. Mihrali, babasını tekrar omuzlayıp Müslüman mezarlığına getirir, defneder. Sabaha doÄŸru evine gelir. Olup biteni aÄŸabeyi İsa'ya ve annesine anlatır. Kaçıp daÄŸa çıkmaya karar verir.
Mihrali, Keçeli Köyü'ne gider. Orada baba dostu Ahmet AÄŸa'nın evine misafir olur. Yaptıklarını Ahmet AÄŸa'ya ve karısına anlatır. Bu arada gönül verdiÄŸi Bahar'ı da orada görür.
Mihrali'nin yaptığı iÅŸi ertesi gün herkes duyar. Tiflis Valisi'nin emri üzerine köyü ararlar. O'nun Keçeli'ye gittiÄŸini öÄŸrenirler. Keçeli'de Ahmet AÄŸa'nın evini kuÅŸatırlar. Mihrali, içeride atına biner; mahmuz vurmasıyla ÅŸaha kaldırır. İkinci mahmuzla yel gibi ahırdan çıkar. Kapı önündeki iki askeri tepeleyip ve kendini atın karnına saklayıp süratle oradan uzaklaşır. (Mihrali, atıcılıkta olduÄŸu kadar, binicilikte de çok ustadır. At, son sürat koÅŸarken karnından dolaÅŸtığı, atın sırtında ayakta durduÄŸu yahut amuda kalktığı, bu haldeyken istediÄŸi hedefi vurduÄŸu söylenir.)
Mihrali, gece yarısından sonra evlerine gelir. Annesiyle gizlice konuÅŸup ona veda eder; Darvas'tan uzaklaşır. O geceyi daÄŸda geçirir. Ertesi gün, bir çobana rastlar; yanında karnını doyurur. Emin yer olarak düÅŸündüÄŸü İran'a geçer. Tiflis valisi, Mihrali'yi ellerinden kaçırdıklarını öÄŸrenince, ileri gelenleri toplar, onlara hakaret eder. kumandanlar, askerleriyle etrafa yayılır, uÄŸradıkları köylerde, Türklere zulmeder. Bu sırada TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin'le Dalaverli Mansur da daÄŸlarda eÅŸkıyalık yapmaktadırlar. Bütün bunlar Çar II. Aleksandr (1855-1881)'ın kulağına gitmiÅŸtir. Türk eÅŸkıyalarının yakalanması için emir verir. Bunun üzerine aramalara hız verilir.
İzini kaybettirmiÅŸ bulunan Mihrali'nin nerede olduÄŸunu, Keçeli Köyü'nden Hacı Veli, Ruslara ihbar eder. Vali de bunu bir mektupla Çar'a bildirir. Mihrali'nin İran'da olduÄŸunu haber alan Çar, Åžah'a bir nâme yazarak Mihrali'nin yakalanıp gönderilmesini ister.
İran zaptiyeleri, Mihrali'nin bir handa kaldığını öÄŸrenir ve oraya gider. Durmadan ÅŸüphelenen Mihrali, üst kattan askerlerden birinin atına atlayarak oradan uzaklaşır. Tekrar, Rusya topraklarına geçer. Evlerine gider, annesi ve kardeÅŸleriyle görüÅŸür. AÄŸabeyi İsa, Mihrali'ye, kendilerine baskı yaptıklarını, yalnız başına bir ÅŸey yapamayacağını, Dalaverli Mansur ve TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin'le birlikte olmasının lâzım geldiÄŸini söyler. (Dalaverli Mansur, çobanına kızıp onu bıçağı ile öldürmesi üzerine; TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin de zengin bir Türk'ü yaralayıp Ruslara teslim olmamasından dolayı daÄŸa çıkmıştır. Fakir olan Hüseyin, gençliÄŸinde aç kaldığı vakitler, mal yayan çocukların ekmeklerini alıp; "Siz tavÅŸan kulağı yapayım." diyerek, sağından solundan yiyip karnını doyururmuÅŸ. Hüseyin'e bu yüzden TavÅŸankuloÄŸlu lakabı verilmiÅŸtir.)
Mihrali, ertesi gün bir çobanla Mansur'a ve Hüseyin'e haber gönderir. Bilahare onlarla buluÅŸur. Birlikte gezmeye baÅŸlarlar. Bir Rus öldüren KeleninoÄŸlu Hüseyin de bunlara katılır. Rusların Türklere yaptıkları zulüm karşısında, Mihrali ve arkadaÅŸları da Rus köylerine dehÅŸet saçarlar. Dördünün ÅŸöhreti de günden güne yayılır.
Her gün valiye ÅŸikâyetler yaÄŸmaya baÅŸlar. Durumdan haberdar olan Çar II. Aleksandr, devlet erkânı ile toplantı yapar. Sonuçta, suçları az olan Mansur ve TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin'in suçlarını bağışlarlar. Mihrali'yi yakalayanı, rütbe ve para ile taltif edeceklerini halka bildirirler.
Haberi alan Mansur ile TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin gizlice anlaşır; Vali'ye giderek teslim olurlar. Teslim olmakla kalmaz, Darvas'a gidip Mihrali'nin ailesine eza-cefa yaparlar. Hatta Mansur, Mihrali'nin aÄŸabeyi Mehmet Ali'yi öldürür. (Bir söylentiye göre de karısını daÄŸa kaldırır.) Bu duyan Mihrali de Mansur'un karısını daÄŸa kaldırıp kurduÄŸu çadıra hapseder. KardeÅŸi Ali'yi de nöbetçi koyar.
Durumu öÄŸrenen Mansur, Mihrali ile teke tek karşılaÅŸmaya cesaret edemez. Tiflis Valisi'nin yanına çıkıp ondan yardım ister. Vali, Mansur'un emrine beÅŸ yüz atlı verir. Aynı zamanda, T. Hüseyin de Mansur'un kuvvetine yakın bir kuvvet tedarik eder.
Dalaverli Mansur, etraftaki Türk köylerini Mihrali'nin aleyhine kışkırtır. Ailesinin daÄŸa kaldırıldığını da hatırlatarak, başına gelenlerin, ileride kendilerine de yapılabileceÄŸini söyler. Bütün bu gayret sonunda iÅŸe yarar. Mihrali'nin baba dostu Garip AÄŸa, MaraÅŸlı Köyü'nden yedi kardeÅŸin en büyüÄŸü Musa ÇavuÅŸ da Çerkezlerden çok sayıda gönüllü toplayarak her koldan Mihrali'yi aramaya baÅŸlarlar.
Mihrali, aradan bir ay geçtikten sonra, Mansur'un karısını evine bırakır. Bu müddet içinde ona hiç dokunmamıştır. ArkadaÅŸlarını toplar, bir müddet dağılmalarını söyler. Kendisinin de Osmanlı topraklarına geçeceÄŸini belirtir. KeleninoÄŸlu Hüseyin'in ısrarları karşısında, kendisiyle beraber gelmesini kabul eder.
KeleninoÄŸlu Hüseyin'in, babasıyla vedalaÅŸmak için köyüne gider. Hüseyin'in köye geldiÄŸini gören bir Türk, Ruslara yaranmak gayesiyle, köydeki Rus askerlerine O'nu ihbar eder. askerler babasını çağırıp Hüseyin'in teslim olması için O'nu ikna etmesini isterler. Aksi takdirde evi ateÅŸe vereceklerini söylerler. Hüseyin, teslim olmaz. Evin üstündeki otluÄŸu ateÅŸe verirler. Hüseyin boÄŸulacak hale gelir. Babası; "Teslim ol!" diye üstüne üstüne gelirken, onu bacağından hafifçe yaralar. Aksi takdirde, onlar babasını öldüreceklerdir. Derhal dışarı çıkar ve iki Rus askerini öldürür. Fakat, başına yediÄŸi kurÅŸunla cansız yere düÅŸer.
KeleninoÄŸlu Hüseyin gibi bir yiÄŸitin ölümü, Mihrali'ye çok dokunur. Hayatı boyunca, Onun mertliÄŸinden sitayiÅŸle bahsetmiÅŸtir. "Hüseyin, üç-beÅŸ yüz atlıma bedeldi." demiÅŸtir. Daha fazla Rusya'da kalamayacağını anlayan Mihrali, Osmanlı topraklarına girer, Çıldır'a gelir.
Mihrali'nin Osmanlı toprağında olduÄŸunu öÄŸrenen Çar, yakalanıp iade edilmesi için Osmanlı padiÅŸahı Sultan Abdülaziz (1861-1876)'e nâme yazar. O sırada sadarette Mahmut Nedim PaÅŸa vardır. padiÅŸah durumu sadrazamla görüÅŸür; Mihrali'nin yakalanması için Erzurum valisine haber gönderir.
Birkaç defa sıkıştırılan Mihrali, hepsinden kurtulmayı baÅŸarır. Bu arada iki Türk askerini öldürür. Her yerde arandığından tekrar Rusya topraklarına geçer.
Mihrali'nin Rusya'da olduÄŸunu öÄŸrenen Mansur, TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin, Garip AÄŸa ve Musa ÇavuÅŸ dört bir taraftan takibe koyulurlar. Her birinin emrinde 400-500 kiÅŸilik atlı vardır.
Bu gruplardan Mihrali'ye ilk rastlayan Musa ÇavuÅŸ olur. Mihrali, atı otlamakta, kendisi de dinlenmekte iken gayrı ihtiyari geriye bakar. Musa ÇavuÅŸ'un kendisine doÄŸru geldiÄŸini görünce atına atlar ve kaçar. Fakat, Musa ÇavuÅŸ yetiÅŸir. Mihrali, peÅŸini bırakması için O'na yalvarır; aksi halde öldürmek mecburiyetinde kalacağını söyler. Musa ÇavuÅŸ, ısrarla üstüne üstüne gider. Bunun üzerine aniden dönen Mihrali, Musa ÇavuÅŸ'u kılıcıyla yaralar, oradan uzaklaşır. Atlıların bir kısmı Musa ÇavuÅŸ'un yanında kalır, diÄŸerleri Mihrali'yi kovalar. Mihrali, atına son hızı vererek uçuruma doÄŸru sürer. Bir hamlede karşıya geçer. Arkasından gelenlerin bazıları, hızını alamayıp uçuruma yuvarlanır. Bunu gören diÄŸer atlılar durur. Mihrali: "Benim sizlerle iÅŸim yok. PeÅŸimi bırakın. Dilerim Musa ÇavuÅŸ'a bir ÅŸey olmamıştır." der ve oradan uzaklaşır. Atlılar, Musa ÇavuÅŸ'u MaraÅŸlı Köyü'ne babasının yanına getirirler. Fakat yolda çok kan kaybettiÄŸi için bütün müdahalelere raÄŸmen kurtarılamaz ve ölür.
Mihrali, arada sırada köyüne uÄŸrar, yakınlarıyla görüÅŸür. Aynı zamanda Musa ÇavuÅŸ'un ölümü üzerine aramalara daha da hız verilir. Garip AÄŸa, Mihrali'yi bir yerde kıstırır. Düzlükte bir kovalamaca baÅŸlar. Bir an gelir ki, ikisinin de atları yan yana koÅŸmaya baÅŸlar. Garip AÄŸa Mihrali'nin teslim olmasını isterse de ikna edemez. Kılıcıyla hamle eder. Mihrali hepsini savuÅŸturur. EkmeÄŸini yediÄŸi bu baba dostuna, el kaldırmak istemez. Fakat onun kendisini öldürmek istemesi üzerine kılıcını çeker, kuvvetli bir hamle ile öyle bir savurur ki, Garip AÄŸa'nın sol bacağını dizinden koparır. Atlılar, takip etmek isterlerse de Garip AÄŸa müsaade etmez. Atlılar, onu alıp köyüne getirirler. (Bir söylentiye göre de Mihrali bu sırada Garip AÄŸa'yı öldürmüÅŸtür.)
Mihrali, gizlice annesiyle görüÅŸür. Ona, Bahar'ı kaçıracağını söyler. Annesi vazgeçirmeye çalışırsa da baÅŸaramaz. Keçeli Köyü'ne gider ve Bahar'ı kaçırır. Artık, yanında bir de kadın olduÄŸu için iÅŸleri de zorlaşır. Bu yüzden, Bahar'ı, bazı kereler güvendiÄŸi kimselerin yanına bırakır.
Bir ara, takipçilerden TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin, Mihrali'nin yerini öÄŸrenir, derhal oraya gider. Mihrali yanında Bahar olduÄŸu için pek kaçamaz. TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin, arkalarından yetiÅŸir. Kılıcını vuracağı sırada bunu gören Bahar, korunmak için saÄŸ kolunu kaldırır. TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin, kılıcını indirir, Bahar'ın saÄŸ elinden üç parmağını keser, Mihrali'yi de başından yaralar. Mihrali can acısıyla geri döner. TüfeÄŸini ateÅŸlemek isterse de, tüfek ateÅŸ almaz. Atını mahmuzlar, Hüseyin'e yetiÅŸir. Kılıcını sallar, ama vuramaz. Kılıç atın kuyruÄŸunu keser. Hüseyin'in kaçtığını gören adamları da irkilir ve geri döner. Mihrali, bir dere kenarına gider. Bahar, Mihrali'nin kanlarını temizler. Tülbendini çıkarıp başını sarar. Yara derin olduÄŸu halde, Mihrali aldırış etmez. Atına biner, Bahar'ı emin bir yere bırakır; oradan ayrılır.
Mihrali, Osmanlı topraklarına geçer. Bir ihbar üzerine yaralı olduÄŸu halde yakalanır. Gözlerini açtığında, kendini elleri ve kolları zincire baÄŸlanmış olarak, Kars hapishanesinde bulur. Burada baÅŸkaları da vardır; fakat, sadece kendisi baÄŸlıdır. Mihrali'nin kendine geldiÄŸini görence, Âşık Ahmet adındaki bir Türk, Yanına yaklaşır, Mihrali'yi konuÅŸturur. onun meÅŸhur Mihrali olduÄŸunu öÄŸrenince ÅŸaşırır. Mihrali, Aşık Ahmet'ten hapishane hakkında bilgiler alır. Birlikte kaçmaya karar verirler.
Aşık Ahmet, ziyarete gelen karısına her geliÅŸinde bir ÅŸey getirmesini söyler. O da, ekmeÄŸin içine eye, vücuduna çekiç ve benzeri eÅŸyalar saklayıp peyderpey kocasına getirip verir.
Yarası cerahat baÄŸlamış ve çok bitkin bir durumda olan Mihrali, hapishane arkadaÅŸlarının, en zayıf bir yerden tünel açmalarını ister. Mahkumlar, geceleri sesiz ve gizlice söylendiÄŸi ÅŸekilde çalışırlar. Tünelin aÄŸzı, maalesef nöbetçilerin bulunduÄŸu yere denk gelir. Mihrali, son taşı çıkarmamalarını, belki bir gün lâzım olacağını söyler. Bu arada, Mihrali'yi -yaralı olduÄŸundan- sırtta mahkemeye götürürler. Mahkemede idamına karar verirler. Kararla ilgili evrak, önce Erzurum'daki Temyiz Divanı'na, sonra İstanbul Temyiz Mahkemesi'ne tasdike gönderilir; padiÅŸahın imzasına sunulur.
Mihrali ise zindana döndüÄŸünde, durumdan arkadaÅŸlarını haberdar eder. kaçacağını, isteyenin de kendisi ile birlikte gelebileceÄŸini söyler. Bir gece yarısı Âşık Ahmet'le birlikte mahkumları ayaklandırır. Kan gövdeyi götürürken, Mihrali, bu arada kendisini duvara baÄŸlayan zincirleri keser. Âşık Ahmet'le önceden kazılmış tünele girer. Son taşı kaldırırlar. Mihrali, daracık delikten güçlükle çıkarken, nöbetçi görür. Mihrali'nin kaçmasına fırsat vermeden, süngüsünü bacağına saplar. Mihrali, süngüyü kavrar. Nöbetçi tüfeÄŸi çektiÄŸinde, süngü Mihrali'nin bacağında kalır. Mihrali, ani bir hareketle süngüyü çıkarır ve gayet ustalıkla fırlatır. Süngü, nöbetçinin gırtlağından girer; nöbetçi yere cansız düÅŸer. Âşık Ahmet, korkusundan tünelden çıkamaz ve zindana döner.
Mihrali sürüne sürüne zindanın karşısındaki tavlaya girer. Tavlada, atlar için hazırlanmış otluÄŸun içine kendini bırakır. Orada iki gece üç gündüz kalır.
Zindandaki ayaklanma önlendikten sonra, mahkumlar sayılır; Mihrali'nin olmadığı görülür. Hemen, dört bir yana atlılar çıkarılır. Bütün aramalara raÄŸmen, atlılar elleri boÅŸ dönerler.
Mihrali, üçüncü gece biraz kendine gelir. Ayakları hala zincirle baÄŸlı olduÄŸu için onları eye ile kesmek ister; zincirin kalınlığı, eyenin küçüklüÄŸü dolayısıyla kesemez. Bu halde, ata binemeyeceÄŸi için baÅŸka çareler arar. Sonunda topuÄŸunu kesip demir bilezikleri çıkarmaya karar verir. TopuÄŸunu kesmesiyle müthiÅŸ bir acı duyar, fakat buna katlanır. GömleÄŸinden bir parça yırtar, topuÄŸuna sarar. Başından, dizinden ve topuÄŸundan yaralı olan Mihrali, bu yönüyle azim, sabır ve cesaret timsali gibidir. Ellerindeki bilezikleri ise kesmez. Zira, kafi miktarda yarası vardır. biraz otla sarındıktan sonra, bir delikten kendisini aÅŸağıya bırakır. Otların üzerine düÅŸtüÄŸünden ses çıkmaz ve canı fazla acımaz. İçeride, sıra sıra atların olduÄŸunu görür. Gözüne iyi bir at kestirir. Sonra baÅŸka bir atın sırtından ter keçesini çıkarır, bineceÄŸi atın ayaklarına baÄŸlar. Zira, zemin taÅŸ olduÄŸu için ses çıkarabileceÄŸini düÅŸünür. Havanın sıcaklığı dolayısıyla çift kapının açık olmasından da istifade ederek, atına atlar ve son sürat oradan uzaklaşır. Gece yarısı MaraÅŸlı'ya gelir.
Mihrali, MaraÅŸlı'da ilk rastladığı evin kapısını vurur. Bu ev, daha önce öldürdüÄŸü Musa ÇavuÅŸ'un babasının evidir. Mihrali'yi içeri alıp yatırırlar. Mihrali olup bitenleri anlatır. Adam Mihrali'ye ses çıkarmaz. Üstelik su ısıttırır ve bir tekne içinde onu yıkar, yaralarını temizler, merhem çalar. Süt içirttikten sonra, istirahatını temin eder. çocuklarını başına toplar. Evlerinde Mihrali'nin olduÄŸunu, böyle mert birisine ölen kardeÅŸlerinden dolayı kalleÅŸlik etmemelerini söyleyerek onları ikna eder. bu arada Mihrali'nin tavladan çaldığı at damgalı olduÄŸu için çocuklarına bu atı çok uzaklara bırakıp dönmelerini söyler. Sabahleyin altı oÄŸlu ile beraber Mihrali'nin yanına gider; kendilerini tanıtır. Mihrali irkilir. Adam; "Biz seni Musa ÇavuÅŸ'un yerine koyduk. Sen de bundan böyle bizim oÄŸlumuz sayılırsın." der. Mihrali'ye bir ay bakarlar. GideceÄŸi zaman, iyi bir at ile Musa ÇavuÅŸ'un kılıcını verirler. Adam, altı oÄŸlunu Mihrali'nin yanına katar ve uÄŸurlar.
Bu sırada 93 Harbi (1877-1878) patlak verir. Osmanlılar hem kuzeybatıda hem de doğuda Ruslarla savaşır. Doğuda Rus ordusunun başında Loris Melikof, Osmanlı ordusunun başında da Ahmet Muhtar Paşa vardır.
Mihrali, atlılarını yanına alır, 120 kiÅŸilik çetesiyle Ruslara yapmadıklarını bırakmaz. Ruslar, bu belâlı Karapapak ile baÅŸ edemeyeceklerini anlayınca, "Orduya hizmet" ÅŸartıyla bağışlar. Mihrali ise, Kars kumandanı Hüseyin Hami PaÅŸa'ya gizlice haber göndererek affedilirse, Osmanlılar safında mücadele vereceÄŸini bildirir. Mihrali'nun bu teklifi kabul edilir.
Beri taraftan, Dalaverli Mansur (muhtemelen albay) ve TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin (muhtemelen binbaşı) üst rütbelerdedirler. Maalesef Karapapak olmalarına raÄŸmen Osmanlılara karşı savaşırlar*.
Mihrali, kuvvetleriyle Çıldır'a gelir. Yanına kardeÅŸi Ali Bey'i de almıştır. Kendisine binbaşılık, Ali'ye de mülazımlık rütbesi verilir.
Bir gün, T. Hüseyin'den bir mektup alır. Hüseyin, Mansur'la arasının açıldığını, isterse emrine girebileceÄŸini yazmaktadır. Mihrali, kabul eder. böylece, T. Hüseyin de Osmanlı'ya iltica eder. O'na da binbaşılık rütbesi verilir. 93 Harbi'nin temmuz-aÄŸustos aylarında, muharebe iyice kızışır. Mihrali, Kars'ın Göle cihetinde, kendinden en az on misli fazla bir kuvvetle karşılaşır. Mihrali, tüfek ve kılıçla taarruz emrini verir. Saldırı anında, Mihrali'nin atı, göÄŸsünden bir kurÅŸun alır, yere kapaklanır. Mihrali, üç-dört metre ileriye düÅŸerken perende atıp iki ayağı üstüne kalkar. Aynı anda tüfeÄŸini ateÅŸleyerek atını vuran askeri, alnından vurur. Kendisine yaklaÅŸan bir askeri de kılıcıyla bertaraf ettikten sonra onun atına atlar, düÅŸman saflarına dalar. Askerler bir müddet sonra kaçmaya baÅŸlar. Çemberi yaran Mihrali, önüne çıkan düÅŸmanı tepeleyip on dört bakkaliye arabasını alır ve Kars Kalesi'ne döner. Kaleyi dıştan kuÅŸatan askerlerin de çemberini yararak kaleye girer. Haftalardır, aç, susuz kalan askerler, gelen malzemeleri görünce bayram eder.
Haberi alan Anadolu Harp Ordusu BaÅŸkumandanı Ahmet Muhtar PaÅŸa; Mihrali'yi tebrik ve taltif eder. Fakat bu kuru erzak, askere kafi gelmez. Aylardır ete hasret olduklarından hepsi de bitkin düÅŸmüÅŸtür. Hatta bu yüzden, Ahmet Muhtar PaÅŸa, geri çekilme kararındadır. Bunu duyan Mihrali, Ahmet Muhtar PaÅŸa'nın yanına gider, kararından vazgeçmesini söyler. GüvendiÄŸi adamları yanına alarak, düÅŸman sınırından içeri dalar. Haradan, yüz elli kadar kadana at ile ahırlardan binin üstünde koyun çıkarıp çemberi yararak Ahmet Muhtar PaÅŸa'ya getirir. PaÅŸa'nın sevinçten gözleri yaÅŸarır. Sonuçta, Kars, muhasaradan kurtulur.
Ahmet Muhtar PaÅŸa, bunun üzerine Mihrali'yi çekilen Rus ordusunun üstüne gönderir. Mihrali, Göle Nahiyesi'nin Demirkapı Köyü'nde bir alay düÅŸman süvarisini kaçırır. Karşısına baÅŸka bir alay çıkar. Zekası sayesinde bunları da alt eder: Kendisi güya kaçıyormuÅŸ gibi yapar. On misli düÅŸman da kovalamaya baÅŸlar. Pusudaki seksen askeri, bunlara ateÅŸ ederek iki bölüÄŸü dağıtır. Mihrali de aniden dönerek bunlara destek olur. Planın ustalığı sayesinde iki ÅŸehit, dört yaralıya karşı yüzden fazla cesedi ile düÅŸmanı bozguna uÄŸratır.
PaÅŸa'nın sonsuz güvenini kazanan Mihrali, bu sefer Gümrü-Tiflis yolu üzerinde AÄŸbulak ve Parmaksızköprü'deki askeri mevkilere ait telgraf tellerini kesmeye memur edilir. Mihrali, 130 kadar süvarisiyle sekiz gün boyunca erzak kollarını vurur, telgraf tellerini keser, müfrezeleri tepeler, düÅŸmanı çaresiz ve kımıldamaz bir hale getirir. DüÅŸmanın yetmiÅŸe yakın can kaybının yanında, kendisi dört ÅŸehit ve sekiz yaralı ile döner.
Ahmet Muhtar PaÅŸa'nın Mihrali'nin bu kahramanlıklarını payitahta bildirmesi sonucu, Mihrali'ye II. Abdülhamit (1876-1909) tarafından ilk Mecidiye NiÅŸanı verilir.
Mihrali, daha sonra PaÅŸa'dan izin alarak, Rus sınırından içeri girer. Köyü Darvas'a gelir. Akrabasını ve diÄŸer Karapapakları toplayarak Osmanlı'ya göç eder. Kafilede kardeÅŸi İsa Bey, karısı Bahar, kardeÅŸi Mehmet Ali'nin oÄŸlu Rüstem, kundaktaki oÄŸlu RüÅŸtü de vardır. Mihrali; "Belki ses çıkarır." diye oÄŸlu RüÅŸtü'yü, bir çalının dibine bırakır. Bahar Hanım, aÄŸlar. Görümcesi Huri Hanım, kara ve soÄŸuÄŸa aldırış etmeyerek hemen atını geri çevirir, çalının dibinden RüÅŸtü'yü alır, kafile sınırı geçmekte iken onlara yetiÅŸir.
Mihrali, daha sonra Erzurum Müdafaası'nda yer alır. Aziziye baskınından sonra, düÅŸman, dört alayla Erzurum'u batıdan çevirmek ister. Muhtar PaÅŸa, bunların üstüne üç-dört yüz süvari gönderir. Mihrali, bu cenkte ağır yara alır. 12 Kanunuevvel 1877'de (12 Aralık 1877) A. Muhtar PaÅŸa İstanbul'a çağırılır. O'nun gitmesi üzerine Mihrali de artık orada kalamaz. A. Muhtar PaÅŸa, Mihrali'ye bir kızak hazırlattırır. Kendisi İstanbul yolunu tutarken Mihrali de kafilesiyle Sivas'a doÄŸru yol alır.
Mihrali, Sıvas'ta UlaÅŸ Bucağı'na baÄŸlı bugünkü Acıyurt Köyü toprağına gelir. Karapapaklar da çevrede kendilerine yer bulurlar. Mihrali Bey, bugünkü Konak (Acıyurt'un mezrası)'ta mesken tutar. Acıyurt, halk aÄŸzında; "Büyük Köy, Papaklı Köyü, Mihrali Bey'in Köyü" gibi adlarla anılır. TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin, KuÅŸkayası Köyü'ne yerleÅŸir. Bugün Kangal, Uzunyayla civarında 30-40 pare Karapapak köyü vardır. Buralara yerleÅŸmekte, devlet onlara herhangi bir güçlük çıkartmamıştır. Zira, II. Abdülhamit, Mihrali ve ahfadının dilediÄŸi yerde yerleÅŸmesini serbest bırakmıştır. Mihrali, Sıvas'ta 40. Hamidiye Süvari Alayı'nı kurar.
Göçten on iki yıl sonra (1899) Kurt İsmail PaÅŸa*, Mihrali Bey'in yanına geldi. BaÄŸdat'ta amansız bir eÅŸkıyanın olduÄŸunu, Arapları Osmanlılar aleyhine kışkırttığını söyler. Mihrali Bey, bunun üzerine atlılarını toplar, Kurt İsmail PaÅŸa ile BaÄŸdat'a gider. BaÄŸdat Valisi Mehmet Fazıl PaÅŸa (?), bunlara izzet ikramda bulunur. Mihrali, eÅŸkıyaya teslim olması için haber gönderir. O da bir ÅŸey yapmayacaklarına dair ÅŸeref sözü alarak teslim olur. Mihrali Sultan Abdülhamit'e eÅŸkıyanın teslim olduÄŸunu ve bağışlanmasını bildirir ve bağışlanır. BaÄŸdat'ta vali ve eÅŸkıya, Mihrali'ye iyi cins Arap atları hediye ederler. Mihrali, Kurt İsmail PaÅŸa ile geri döner.
Bu olaydan sonra Mihrali'nin ünü daha da yayılır.
Bir gün, beyler ve aÄŸalar Kangal'da sohbet ederken, Kangal Kaymakamı içeri girer. Herkes ayaÄŸa kalkar, Mihrali kalkmaz. Kaymakam, hiddetlenir. Mihrali de gazaba gelip, kaymakamı döver. "Sen kim oluyorsun da bana ayaÄŸa kalk diyorsun? Seni kalaycı çırağı seni!..." der . Kaymakam bu olayı vali ReÅŸit PaÅŸa'ya anlatır. "Seni kalaycı, beni de çırağın yaptı." der. Buna fazlasıyla içerleyen vali, durumu Sultan Abdülhamit'e bildirir. Sultan da; "Bir adamı bana çok mu gördünüz? O, benim yularsız aslanımdır." diye haber gönderir.
Mihrali ile Vali'nin arasının açılmasına, baÅŸka bir olay daha sebep olmuÅŸtur: Bir at yarışında, Mihrali'nin Karakütük adlı atı da vardır.* Yalnız bu atın bir özelliÄŸi vardır; silah atılmadan, silah sesi duymadan iyi koÅŸamaz. Vali, bunu bildiÄŸi için silah atılmasını istemez. İki taraf da anlaşır. Yarış baÅŸlar. Karakütük hep geride kalır. KuÅŸkayası Köyü'nden Karapapak Çopur Ali, buna tahammül edemez. "Mihrali'nin atı olsun da geride kalsın bu ne demektir?" diyerek silahını ateÅŸler. Sonuçta Karakütük birinci olur. Vali, bunu Mihrali'nin planı olarak telakki eder.
Bu sıralarda, Yemen İsyanı baÅŸ gösterir. Bilhassa İngilizlerin teÅŸvikiyle Osmanlılara sık sık isyan bayrağı açan Araplar, gün geçtikçe iÅŸi azıtırlar. Mihrali'yi çekemeyen Vali ReÅŸit PaÅŸa; "Bu isyanı bastırsa bastırsa, Mihrali bastırır." diye Abdülhamit'e haber gönderir. Niyeti, Mihrali belasından (!) kurtulmaktır. PadiÅŸahtan gelen haber; "Dilerse gider, dilerse gitmez. Ben, O'nu her ÅŸeyde serbest bıraktım." ÅŸeklindedir. Durum Mihrali'ye bildirildiÄŸinde; "Gitmem." demeyi yiÄŸitliÄŸine yediremeyip atlısını toplayarak yola çıkar. Adana'da büyük bir kalabalık Mihrali'yi karşılar. "Oralar sıcaktır, sıcağına dayanamazsınız." diye vazgeçirmeye çalışırlar. Mihrali, geri dönmeyi gururuna yediremez. Yola çıkar ve bir zaman sonra Yemen'e varır. Yanındaki kardeÅŸi bu sırada yüzbaşıdır.
Kimsenin baÅŸ edemediÄŸi ve bir zamanlar eÅŸkıya iken sonradan büyük bir vatansever olup vatanına hizmetler yapan bu destan kahramanı Mihrali, Yemen'in sıcağına dayanamaz, hastalanır ve orada ölür (1906). Atlılarından çoÄŸu da telef olur. Ancak, üç-beÅŸ kiÅŸi geriye döner. Bunlardan bazıları Acıyurt Köyü'nden Yüzbaşı Ahmet, Yetim İsmail, Mahmut ÇavuÅŸ; KurdoÄŸlu Köyü'nden Gökçe ÇavuÅŸ, KuÅŸkayası Köyü'nden T. Hüseyin'dir. Mihrali'nin kardeÅŸi Ali Bey ise Yemen dönüÅŸü gemide öldürülmüÅŸtür. Bir söylentiye göre, Sıvas'taki Karapapakların lideri olmak için Ali Bey'i, TavÅŸankuloÄŸlu Hüseyin öldürmüÅŸtür. Mihrali Bey'in oÄŸlu RüÅŸtü Bey ise 1932'de vefat etmiÅŸtir.
II - MİHRALİ BEY HAKKINDA MANZUM PARÇALAR
-1- Âşık Sadık'ın Mihrali Bey Destanı
Ey aÄŸalar beyler bizim ellerde Koçaklıktan yana birdi Mihrali Cahallık eyleyip daÄŸlarda gezdi Epey zaman kaçak durdu Mihrali
İbtidâ gözünden düÅŸtü devletin Sonra göze girip buldu raÄŸbetin Cihana tanıttı ÅŸânın ÅŸevketin Bir eÅŸsiz nâmıdâr erdi Mihrali
Kan kavga kopanda Kars'ın başına Doksan üç'te baktı yurdun iÅŸine Dört-beÅŸ yüz atlıyı yığdı peÅŸine Moskof'un cengine girdi Mihrali
Muhtar PaÅŸa kıydı ona niÅŸânı BaÅŸladı dökmeÄŸe hûn-ı düÅŸmanı Åžânı tuttu bütün Kafkasistan'ı Koçaklarda dizdi ordu Mihrali
Ordu-yı İslam'a rehnümûn oldu Tanrı aslanı çok ÅŸâd memnun oldu DüÅŸman güzergâhı her pür nun oldu LeÅŸlerini yere serdi Mihrali
Kemender Kazağı hep bizâr etti Rahat yatırmadı can bizar etti Loris de elinden el-hazer etti Gece karargâhlar yardı Mihrali
Moskof ordusuna çok dehÅŸet saldı Hareketlerini keÅŸfedip bildi Osmanlı askeri tedarik aldı DüÅŸmana tuzağı kurdu Mihrali
Adını duyanda Rus'un Saldad'ı Koparırdı "Mama" deyip feryadı Moskof'a havf saldı merdâne adı Gözlerin kurdunu kırdı Mihrali
Rus'u Åžüregel'de piÅŸman eyledi Yollarını kesip hüsran eyledi Taburların hâkle yeksan eyledi En dilâverlerin yordu Mihrali
Mel'un Hacı Veli gör ne iÅŸ tuttu BeÅŸ kapige dinin nâmusun sattı Kars'ın teslimine çok gayret etti O'nu saÄŸ PaÅŸa'ya verdi Mihrali
Huda'nın mukadder günü gelende Bu hâl ile mahÅŸer günü gelende DüÅŸmanların zafer günü gelende CiÄŸerine daÄŸlar vurdu Mihrali
AÄŸlaya aÄŸlaya yurdu terketti Atlıların çekip Sivas'a gitti Nice ehl-i maraz ÅŸifâya yetti Onlara bir tâ'un çordu Mihrali
Alnına yazılmış kara yazılar Murada yetmedi ağlar sızılar Haberi getirdi bazı bazılar Kars'ı her gidenden sordu Mihrali
Akıbet O'na da bu fâni cihan Yâr olmadı göçtü kalmadı mihman Cennet-i Al'â'da tuttu bir mekan Gaziler yanına vardı Mihrali
Gani Rahmân rahmet eyleye ana Azim hizmeti var dine vatana Ahvadımız dâim adını ana Severdi gönülden yurdu Mihrali
SADIK'ın feleÄŸe meydanı kaldı Kıydı o yiÄŸide nâm ÅŸânı kaldı İkinci KöroÄŸlu destanı kaldı Söylenir dillerde merdi Mihrali Âşık SADIK
-2- Mihrali Bey Destanı*
Osmanlı da ona yağılık etti Yaralı aslanı kal'aya attı Kıymetin bilmedi kötülük etti Kars'ın kal'asını yardı Mihrali
Muhtar PaÅŸa divanına sesledi NiÅŸan verdi ÅŸân ÅŸerefin süsledi Ganimetle orduları besledi Åžikârın yanına kaldı Mihrali
Berat aldı PadiÅŸah'ın elinden Gece aÅŸtı Kabaktepe belinden Gümrü Tiflis kan aÄŸladı elinden Gürcistan'a talan saldı Mihrali
Tülü Musa çok hıyanet eyledi Kâmil gizli sırlarımız söyledi Mansur Latif Karapapak beyleri Osmanlı'ya arka daldı Mihrali
Sürü sürü koyunları geçirdi Yılkı çekip atlarını aşırdı Kafkasya'dan beri sürdü getirdi Urusya'dan çok bac aldı Mihrali
-3- Mihrali Bey Atlıları Türküsü**
Ehli İslam olan eÅŸissin bilsin Can saÄŸ iken yurt vermeniyh tüÅŸmana İsterse Uruset ne var ki gelsin Can saÄŸ iken yurt vermeniyh tüÅŸmana
KurÅŸanıng kılıncı geyhiniñ donu Kavga bulutdarı sardı her yanı DoÄŸdu koç iÄŸiding ÅŸan almakh günü Can saÄŸ iken yurt vermeniyh tüÅŸmana
Esger olan bölüyh bölüner Kars Kalası sandız mı ki alınar Boz atdar üstünde kılınç çalınar Can saÄŸ iken yurt vermeniyh tüÅŸmana
Kavga günü namert sapa yer arar Er olan göÄŸsünü tüÅŸmana gerer Cem-i ervah biznen meydana girer Can saÄŸ iken yurt vermeniyh tüÅŸmana
Hele Al-Osman'ın görmüyüf zorun Din gıyratı olan tederiyh görüñ At tepiñ baÅŸ kesiñ KazaÄŸ'ın kırıñ Can saÄŸ iken yurt vermeniyh tüÅŸmana
Men-Esfer'di(r) biling Urusuñ esli Orman yabanısı balıhçı nesli Hınzır sürüsüne dalıf kurt misli Can saÄŸ iken yurt vermeniyh tüÅŸmana
ÅžENNİYH ne durursun atdarı miniñ Sıyra kılınç tüÅŸman üstüne dönüñ Artajakhdı(r) ÅŸanı bu Al-Osman'ıñ Can saÄŸ iken yurt vermeniyh tüÅŸmana Âşık ÅžENLİK
-4- 93 Kars Kavgaları Türküsü*
Gümrü'den yörüdü ÅŸapkalı Kazak Kars içinde eser bir acı sazak Kaptan PaÅŸa diyer: Devranı bozak Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
Yaktı gülÅŸen yurdu zâlim saldadı Loris de zulmedip verdi berbadı Ardahan kan aÄŸlar gözler imdadı Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
Mirali PaÅŸa da çok mertlik etti Mansur'un evini yıktı dağıttı Hacı Veli'nin de toyunu tuttu Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
Muhtar PaÅŸa aldı Gazi ÅŸanını Çevirdi Moskoflar çevre yanını Yahnılar koparttı Nuh tufanını Gel beri gel beri bizim Osmanlı Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı
-5- Mihrali Bey** -Uzunhava-
Ben gidiyom RüÅŸtü Bey'im aÄŸlama Köz koyup da ciÄŸerimi daÄŸlama Alay gitti beni burda eÄŸleme Yemen'e de benim aÄŸam Yemen'e Erdi m'ola Mihrali Bey Yemen'e Kurdu m'ola çadırları çimene OÄŸul köz düÅŸtüÄŸü yeri yakar kime ne OÄŸul dert benim deÄŸil mi vallah kime ne
Ben gidiyom RüÅŸtü Bey'im sana bir niÅŸan Susuzluktan alayları periÅŸan Hiç iflah olur mu Yemen'e düÅŸen BaÄŸlantı
Mihrali'yi sorarsan ezelden yaslı Çifte al kılıcın uçları paslı Ta ezel ezelden yaslıyım yaslı BaÄŸlantı
Mihrali'yi sokaklarda tuttular Ağamı da bir kurşuna sattılar Mihrali'yi Yemen'e de attılar Bağlantı
Mihrali Bey Hamidiye alayı DüÅŸmanlar çıkardı türlü belayı Nedir Ali Bey'im bunun kolayı BaÄŸlantı
Devlete bağlıdır şu senin başın Cihanda aransa bulunmaz eşin Elliyle altmışa yakındır yaşın Bağlantı
Kum tepesi oldu görünmez otlar Açlıktan ölüyor küheylan atlar KardaÅŸ ÅŸehit düÅŸtü nice yiÄŸitler BaÄŸlantı
Arap atlar geldi baÄŸlanmak ister KömüÅŸlerin geldi yaÄŸlanmak ister RüÅŸtü Bey büyüdü evlenmek ister BaÄŸlantı
(RüÅŸtü Bey : Mihrali Bey'in oÄŸlu, Ali Bey : Mihrali Bey'in kardeÅŸi)
-6- Mihrali Bey'e Ağıt
Bell'oldu gittiğin benim efendim İndelhan olanlar seni arıyor Yıkıldı bir yanı koca Sivas'ın Dervişan olanlar seni arıyor
Bozuldu elvanı yüce binanın Gamı arttı içindeki çobanın Kesildi kısmeti hane viranın Cennette gılmanlar seni arıyor
Yükledi göçünü can Mehmet Ali Bir zaman dillerde söylensin hâli Mahir Bey kızının kırıldı kolu Akıttı al kanlar seni arıyor
Gayri ÅŸahin uçtu dalda yar kaldı Vefasız dünyanın ömrü az kaldı BaÄŸlar çiçek açmış güllü yar geldi Bahçıvan olanlar seni arıyor
Ne muhalif deÄŸdi feleÄŸin taşı Yaktı nâsı ayrılığın ateÅŸi Yine eÅŸkiyalar kaldırdı başı Bezirgân olanlar seni arıyor
Hani senin gibi ellerde rehber Senden ziya umar günler geceler Çarşılarda esnaf köylerde rençber DaÄŸlarda çobanlar seni arıyor
Olanca muradın mahÅŸere kaldı Felek bu belâyı bizlere saldı Âşık RUHSATÎ de meddahın oldu Nice pehlivanlar seni arıyor
-7- Mihrali Bey'in Sivas'a Geliş Destanı
Nasıl methetmeyem Mihrali Bey'i Sivas ülkesinin beyi geliyor O zâlim düÅŸmanın elinde kalmaz Sivas ülkesinin beyi geliyor
Herkes kaderine boynunu eÄŸe Ünü dağılmıştı ÅŸehire köye Zarar ziyan gelmez Mihrali Bey'e Sivas ülkesinin beyi geliyor
Acem yiÄŸididir yahşıdır yahşı Gösterir kendini kemâli ÅŸahsı Ahbabı yaranı giderler karşı Sivas ülkesinin beyi geliyor
Köyü Acıyurt'tur yeri Konak'tır Böyle bir yiÄŸidi görmeli çoktur YiÄŸitliÄŸi veren ol Gâni Hak'tır Sivas ülkesinin beyi geliyor
Püryânî bu anda söyler bitirir Hakk'ın birliÄŸine ÅŸükür yetirir Yurdun ÅŸerefini beyler artırır Sivas ülkesinin beyi geliyor Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ*
-8- Mihrali Bey Ağıtı
Nasıl methedelim Mihrali Bey'i EyvaH Mihrali Bey gitti gelmedi DüÅŸman mı oldular kahraman sana Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Malın mülkün mirasçılar paylaşır RüÅŸtü Bey'in KonaÄŸ'ında eÄŸleÅŸir Bacıların "GardaÅŸ" deyi aÄŸlaşır Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Sürmeler çekilir kirpiÄŸe kaÅŸa Mihrali Bey o Yemen'e ulaÅŸa Günler sıcak olur çıkamaz baÅŸa Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Vasfedelim Mihrali Bey halını YiÄŸitliÄŸin ÅŸerefini ÅŸanını Çifter hanım bekliyorlar yolunu Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Acıyurt iklimi Konak Köyü'nü Ne bayramı belli ne de düÄŸünü Gözlerim gelmedi Ali Bey'imi Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
İsa Bey'in O'nun büyük gardaşı Yemen'e yapmaÄŸa gitti savaşı AÄŸlar Sivas halkı döker göz yaşı Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
AÅŸtı çayır çimen güller nergizler Bütün yasta kaldı gelinler kızlar Sivas ahalisi yolunu gözler Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Yemen dedikleri gayet sıcaktır Konak Mihrali Bey yalan ocaktır Ahbabın yarenin dostların çoktur Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Mihrali Bey ünün duyanlar aÄŸlar Gam çeker dostların kara yas baÄŸlar UlaÅŸ Nahyası'nda köyler kan aÄŸlar Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Ummazdım ki ol Yemen'de kalasın Sıcağından böyle bir hoÅŸ olasın Kars'ın kumandanı Acem balası Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Kahraman Mihrali yiğit bir kişi Ne yazı bellidir ne soğuk kışı Topladı orduyu otuz bin kişi Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Ne diyelim senin yiÄŸitliÄŸine Âlem and içiyor hürmetliÄŸine Hak'tan bir inayet kuvvetliÄŸine Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Biter mi hiç Mihrali Bey davası Aslanın boÅŸ kalmaz yurdu yuvası Bir beÅŸ deÄŸil atmış köyün aÄŸası Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Öyle bir kumandan öyle paÅŸaydı Biner ata yüce daÄŸlar aÅŸardı Mayetinde nice yiÄŸit yaÅŸardı Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
Bu Mihrali Bey'in bu halı böyle KonuÅŸurdu aÄŸa paÅŸa bey ile Dinlen gel Püryânî yeniden söyle Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi 17.3.1984 Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ
-9- Mihrali Bey Destanı
Nasıl methetmeyem Mihrali Bey'i Her yerde ÅŸerefi ünü söylenir Yaptığı yiÄŸitlik aklıma düÅŸtü Üzerinden geçen günü söylenir
Bey'in çoktur anlatırsak davası Titretti elinde koca Sivas'ı Sürüyü sakladı Kangal AÄŸası Her yerde ÅŸerefi ÅŸanı söylenir
Mihrali Bey ata biner yürürdü DüÅŸman görse korkusundan erirdi Doksan üç'te gelenleri korurdu Asâleti cinsi dini söylenir
Mihrali Bey sözlerini açmalı Bunu yazıp tarihlere geçmeli Kılıcıyla korkuturdu düÅŸmanı Kılıcı kalkanı kını söylenir
Mihrali Bey konu açanlar açsın Senin ünün her tarafa dolaÅŸsın Dinlensin Mihrali tarihe geçsin Verilir bu vasfı dili söylenir
Mihrali Bey'imi bilenler bilir Güçlü idi bir orduya baÅŸ gelir Ol her yerde kahramanlık söylenir Böyle kahramanın hali söylenir
Mihrali Bey çıktı gine meydana Ne kadar hanımdır doÄŸuran ana Kılıcı bölendi al kızıl kana GülÅŸen bahçesinde gülü söylenir
Mihrali Bey senin nasıl duyuram YiÄŸitlerden seni seçem ayıram Yaradandır seni böyle kayıran Püryânî bugünkü gün bunu söylenir 17.3.1984 Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ
-10- Mihrali Bey
Aslan yatağını görmeye geldim Kaldığı yerlerdir Merali Bey'in KonaÄŸ'ı görünce düÅŸlere daldım OlduÄŸu yerlerdir Merali Bey'in
Kahpeleri almaz imiÅŸ araya Ak dememiÅŸ hatır için karaya Seksen bir'de göçüp iÅŸte buraya GeldiÄŸi yerlerdir Merali Bey'in
Her ana doÄŸurmaz böylesi eri Hayatında adım atmamış geri Arayıp gönlünce kalacak yeri BulduÄŸu yerlerdir Merali Bey'in
DaÄŸların çökmüÅŸtür duman üstüne Åžiirler yazmışım zaman üstüne BeÅŸ yüz atlısını yemen üstüne Saldığı yerlerdir Merali Bey'in
İSMETÎ der cihat etti yılmadı "Hürriyet demiÅŸti hayatın tadı Tarihte ÅŸanına yakışan adı Aldığı yerlerdir Merali Bey'in İ BEY'İN SOYKÜTÜÄžÜ
Mehemmedeli (Memili) (XVIII. yüzyıl ortaları) _______________I______________ I I Allahverdi (1789-1850) Abdulla (1805) _________I ______ ______I______ I I I I Gurban (1817) Memili (1823) Beli Gülehmed I I (1830) (1836) ____I_________ I I I I Allahverdi Memmed I (1848) (1850) I I ________________________I_____________________________ I I I I I I Mehrali* İsa (1850) Memmedalı Alı Hürü Keziban (1844-1906) I I (1856-1906) I I I I RüÅŸtü Bey I I I (1877-1932) Åžükrü Rüstem Åžakir I Fikri Ziyaddin Nureddin Nadire Anber Mehralı Hayriye Karman Süsen Turgut Åžemseddin Zekiye Åžahdane Meliha Seniha
Not: Daha önce soy kütüÄŸü tablosu, Prof. Dr. Valeh Hacılar tarafından son bilgiler etrafında tekrar gözden geçirilmiÅŸ ve yukarıdaki toblo oluÅŸturulmuÅŸtur. Daha objektif bulduÄŸumu bu tabloyu yukarıda aynen gösterdim. | |
|
| | Posted by: volkan hatunoÄŸlu
on June 6 2008 15:38 | KARAPAPAKLAR 
Karapapak Türkleri; (Kendi adlandırmaları; Karapapah, Karapapahlar, Qarapapaq, Terekeme) Borçalı-Kazak boyundan gelen, Kıpçak Kuman, Bulgar ve Hazar Türkleri'nin Ön-Asya'daki koludur. Borçalı ve Kazak diye iki kola ayrılırlar. Kafkasya'da ve yakın bölgelerde dağınık bir vaziyette yaÅŸayan Karapapak Türkleri'ne, siyah astragan kalpak giydikleri için komÅŸuları bu adı vermiÅŸlerdir. Karapapaklar bazen Karakalpaklarla karıştırılır. Ama herhangi bir bağıntısı bulunmamaktadır Terekeme terimi Arapça Türkmen kelimesinin çoÄŸulu Terakime'den gelmektedir TARİHSEL BİLGİ Çıldır ve Ardahan’daki Karapapaklar (Terekemeler) önceden Güney Gürcistan’da da, Kazak Åžemsettin Hanlığı'nın Kazak ve Borçalı bölgelerindeki Debed ve Borçalı nehirleri boyunca yaÅŸarlardı. 1828 yılında imzalanan Türkmençay AnlaÅŸması’ndan sonra bir bölümü Kars’a ve bir bölümü de Azerbaycanı'nın Sulduz bölgesine, Ushnu’nun doÄŸusuna göç etti. Karapapaklar ayrıca Hazar Denizi kıyısında, Gamri Uzun’dan Derbent’e uzanan ovada yaÅŸardı 90-100 hanelik bir Terekeme grubu, 1904 yılında Türkiye’ye yerleÅŸmek için baÅŸvuruda bulundu. Bir kısmı o zaman Rusların elinde bulundurduÄŸu Kars’a, bir kısmıda Ardahan geldi; diÄŸerleri Adana’ya, geri kalanlar ise 1914 yılında Malazgirt’ten Sivas’ın Tutmaç, Büyükköy ve KurdoÄŸlu, Kızıldikme, KuÅŸkaya ve Yarhisar köylerine göç ettiler. Fakat daha önce, 1877’de, Sivas’ta ( Yıldızeli´nde ) en az 20 Terekeme köyü bulunmaktaydı. Aynı zamanda Tokat, Amasya'da Terekeme Köyleri bulunmaktadır DiÄŸerleri ise 1921’de Rusların çekilmesiyle Kars’a geldiler; bunlar Gümrü AntlaÅŸması'yla gerçekleÅŸen nüfus mübadelesiyle Akbaba, Tiflis, Kazak ve Borçalı bölgelerinden göç ettiler Von Hellwald’ın (1878-99) kaydettiÄŸine göre, Rus iÅŸgalinden önce Osmanlı topraklarında 105 köyde 29.000 Karapapak yaşıyordu DİN Karapapak Türkleri İslam dini Hanefi mezhebine mensuptur DİL Terekemeceler Türkçe'nin kendilerine has bir ÅŸivesini konuÅŸmaktadırlar. Fakat ne tam Anadolu Türkçesi ne da Azeri Türkçesidir, Bundan dolayı Terekemece veya Karapapakça demek doÄŸru olacaktır. Zira Anadolu ÅŸivesinde olmayan bazı sesler ve harfler ancak X, Q kullanılmak sureti ile Terekemece'de hayat bulabiliyor Hala Türkiye tarafından yeterli bilimsel bir araÅŸtırma yapılmamıştır. Bilinen sadece Sovyet Milliyetler KomiserliÄŸinin araÅŸtırmaları vardır. Bu raporların ve belgelerin akibeti de belli deÄŸildir GENEL NÜFUS DAÄžILIMI Kars, Tiflis, Bakü üçgeni arasındaki ve çevrenideki topraklar Terekemelerin doÄŸal ana yurtlarıdır (Neredeyse tüm AÅŸağı Kafkaya). Türkiye içinde ; Kars MuÅŸ Amasya üçgeni Terekeme nüfusu açısından zengindir Özellikle, Kars Çıldır ve Arpaçay Selim, Susuz, Kağızman, AÄŸrı,TaÅŸlıçay,Tutak Sivas (kangal-ulaÅŸ) MuÅŸ-Bulanık ilçelerinde bulunurlar 1900 yıllarda ve daha önceki göçlerde ; MuÅŸ-Malazgirt, Bulanık -Amasya -Sivas ve çevre illerine de Osmanlı devleti tarafından "müslüman-türk-sunni" nüfusunu dengelemek açısından Terekemeler yerleÅŸtirilmiÅŸ ve bazı diÄŸer halklara mensup vatandaÅŸlardan alınan evler ve hatta topraklar verilmiÅŸtir. Bu 3 il ve Tokat, AÄŸrı, Erzurum ile çevrelerinde halihazırda Terekemeler yaÅŸamaktadır Rusların 1877’de Kars’ı iÅŸgal etmelerinden sonra, içlere doÄŸru çekilen Karapapaklar Sivas, Tokat ve Zile’de köyler oluÅŸturmuÅŸlardır. Bunlardan biri olan Acıyurt, 1877’de hali hazırda Karapapak nüfusuna sahiptir. Ayrıca Kayseri’de iki köyün (Pınarbaşı ve Sarız) Karapapak nüfusuna sahip olduÄŸu kaydedilmiÅŸtir. bu arada Amasyada unutulmamalıdır SİVAS Sivas’ın Tutmaç, Büyükköy ve KurdoÄŸlu, Kızıldikme, KuÅŸkaya ve Yarhisar köyleri ile Sivas’ta ( Yıldızeli´nde ) en az 20 Terekeme köyü bulunmaktadır. ARDAHAN Merkez Kötemeli mahallesi (Yenimahalle) ile Alagöz köyü (%98), UÄŸurtaşı köyü (%90),Büyük sütlüce köyü (%90),yaylacık (%95) köylerinde terekemeler yaÅŸamaktalar ERZURUM Horasan ilçesi (özellikle Azap, Zars Köyleri), Erzurum-Merkez'de deÄŸiÅŸik yerlerde(örneÄŸin; Şıh Köyü) Karapapaklar yaÅŸamaktadır. Bilinmeyen birçok köyde de olduÄŸunu tahmin ediyorum AÄžRI AÅŸağıküpkıran ÅŸehirle birleÅŸtiÄŸi için artık bir Türk köyü denemez ama eski köy kısmında karapapaklar çoÄŸunluktur. Baloluk (keÅŸiÅŸ) Çukurçayır (yekmal..%100) Yığıntepe (%50) Yolluyazı (dambat...%50) Yolugüzel (boÅŸik...%50) Geçitalan (gerger.. en iyi ihtimalle %30) Hıdır (%70) Otlubayır (mezre... %100) Özbaşı (birikan..%70) Yazılı (mengeser..%90) suçatağı=demizxan köyü yazılmamış. oÄŸlaklı=korkoadaman köyü %30'u ve baÄŸlı mezrası karapapaktır ELEÅžKİRT Güvence (çilikan..%30) Mollasüleyman(bu köy karapapak deÄŸil ahıska muhaciri..%50) Süzgeçli (remika...%90) Uzunyazı (hoÅŸyan..ahıskalıdır.%70) Yücekapı (hanzır..beldedir ve ahıska muhaciridir..%70) buraya ahıskalı nüfusu bulunan çiftepınar=çeli ve arifbey köyleri eklenmemiÅŸ..ayrıca merkezde de kalabalık bir ahıskalı nüfus vardır..dolutaÅŸ=mardo köyünde de 3-5 hane karapapak Türkü bulunur TAÅžLIÇAY Tamamı terekemedir azeri yok denecek kadar azdır. Terekeme varlıgını korumaktadır TUTAK Akyele = mollaÅŸemdin. Bayındır, geçimli, Daldalık (ÅŸeyhzilan, Esmer, aÅŸ.külecik İsaabat, KılıçgediÄŸi=hanik, Sincan, Tuluklu=musik, Yayıklı=ohan, Çobanoba, Palandöken, Ekincek, Gültepe, Akyele (MollaÅŸemdin) Tutak'ın en büyük karapapak köyüdür. Ayrıca tutak merkezin en az %60 ı karapapaktır GÜRCİSTAN Samshe -Javakheti ( Güneybati Gürcistanda ) Akhalkalaki ( Ahılkelek) Bogdanovka ilçelerinde yaÅŸarlar ama asıl büyük kısmı 1944 Ahıska Sürgününde Rusya'nın muhtelif yerlerine sürgün edilmiÅŸlerdir. BaÅŸka bir Karapapak TopluluÄŸu da DoÄŸu Gürcistan da Borcalo da ( Borçalı ) da ikamet etmekdedirler.Halen Gürcistan sınırları içerisinde binlerce karapapak yaÅŸamktadır. Azerbaycan sınırına yakın birçok köy bulunmaktadır İRAN (Güney Azerbaycan) 1,Bilhassa Sulduz Bölgesinde yaÅŸarlar RUSYA FEDERASYONU DaÄŸistan da 10 Terekeme Köyü olduÄŸu belirtilmektedir.bunlar: Cimikent; Ulu-Terekeme; Tatlar; Berekey; KaradaÄŸlı; Padar; Deliçoban; Velikent; Salik;Kala. Aynı zamanda Stavropol da 1944 Ahıska Vilayetinden sürgün edilen Karapapak Türkleri ikamet etmekdedirler. Bunların büyük kısmını ABD ye iskan için bekletilmektedir ERMENİSTAN Bilhassa Kuzeybatı Ermenistan Bölgesi ( Åžirak Vilayeti ) de 1944 öncesine kadar büyük bir Karapapak topluluÄŸu yaÅŸamaktaydı. Bugünkü Bölge ise tamamıyla rusların yardımıyla uygulalanan vahÅŸi yöntemlerle Türklerden arındırılmıştır durumdadır. UKRAYNA Ukraynadaki Türk Karapapak TopluluÄŸu 1944 Ahıska (Gürcistan) sürgünü insanlardır. Halen Ukrayna Hükümeti bu insanlara VatandaÅŸlık vermemekte israr etmekdedir ve olayın Gürcistan'in sorumluluÄŸu olduÄŸunu iddia etmektedir | |
|
|
|
|
| |
|  |  |