 |  | | | | | | | | Posted by: ERGUN ALCINKAYA
on Mar 22 2008 14:05 |  Böyle bir sitenin mimarının yengem Filiz olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdım. Çünkü onu hep muhteşem tatlılarıyla hatırlamışımdır. Birde amansız yaptığım sözlü saldırılara göğüs gerip tepkisiz kalan iradesiyle. Tatlıları o kadar muhteşem dedim diye aklınıza mutfakta her konuda iyidir diye gelmesin :((( tatlıları o kadar güzeldi ki yaptığı yemeği yerken kendi kendime“sık oğlum dişini, zor ama şu yemeği bitir üstüne hafif nemlenmiş ama hala sertpirinçleri de cips çerez niyetine ye üstüne tatlı geliyor” derdim :)) Ve bazen amcamı düşünürdüm. Amcamı feda etmeden böyle bir tatlı yiyemezmiydik diye. Ve ben o gün bugündür, ne zaman bir tatlıcı önünden geçsem ve cebimde yiyecek param varsa tatlı yemem, birahaneye gider amcamı düşünür ve içerim. Derim ki “Ulan 2 tabak sütlaca sattık amcamı” :) Allah kahretsin her yer Bolu’lu Hasan Usta, Özsüt, Tatlıcı Tombak ve benzerleriyle doldu, daha gezmeye yeni başlamışım ki kendimi birahanede buluyorum... Hayır niye bu kadar içiyorsun diyene de anlatamıyorum, anlatsam inanmaz... Şaka bir yana Filiz yenge acayip düzenli ve titizdir, ayrıntıcıdır... Her bir yer temizdir,ama ayrıntıcılığı bazen yorar adamı... Mesela, Karnıyarığa fermuar diken ilk insandır. Açar öyle yersin, dağılmazlar kafalarına göre :) Onun karnıyarık tepsisi, askeri yürüyüş taburu gibidir. Hepsinin üzerinde çapraz yeşil biber vardır piyade tüfeği gibi, hepsi bir nizam içindedir. Bu arada Filiz yengemlerde aç kalmak istemiyorsan tam 1 gün kalman lazımdır. Çünkü amcam muhteşem bir kahvaltı hazırlar, hele pazarsa 12’ye doğru yersin ama ne kahvaltı... Akşama kadar tutar. Akşama da Filiz yenge yemek yaparken “Uğraşma ya” deyip, yaptığı yemeğin yanına hazır çorba yaptırırsın tamamdır. Yemeği y(iy)emesen de bir tas çorba üstüne tatlı ohhhh.... sabaha kahvaltı var nasılsa :))) Ben pisim, kabul ediyorum. En az onun mutfağı kadar pisim. (hadiii Filiz yenge sağlama bağladım kendimi!!!!)
Site gerçekten güzel olmuş. ama Ben Sizi tebrik ediyorum, araştırdım Adıyamanlı Feritçeler ailesinin sitesinde 3 resim, Balıkesirli Erengül ailesinin sitesinde 4 resim ve 2 kompozisyon, Lüleburgazlı Sohof ailesinin sitesinde 2 resim ve 1 biyografi ve Bartınlı Canerler ailesinin sitesinde de 3 klip var benimle ilgili. Ve Siz, daha doğrusu Sen, üyesi olduğum ailenin sitesinde Beni birkaç fotoğrafla geçiştirmişsin... Haa, bunu Sitenin açılış sayfasında yazardın: Ertuğrul'u burada anlatmaya kalksam Site amacından uzaklaşacak ve tüm fertler gölgede kalacaktı. O yüzden ona özel bir site hazırlıyorum yakında hizmetinizde diye anlarım. Sanıyorum sebebi bu kadar masum değil, bu bir planlı programlı sıradanlaştırma, geçiştirme politikası... Ama yemez... Filiz hanım Sen Ertuğrul gerçeğini 2 sanal sayfada develüasyona uğratamazsınnn!!! O site göçer ve sanal bir site göçüğü altında kalan ilk insan olursun... Ona göre... :)))) Ay gece vakti Beni koparttın Filiz yenge, epeydir Sana takılmıyordum :) elinize sağlık,resim desteğinde bulunmaya çalışacağım.
Çok selamlar Ergün amca ve Filiz yenge :))))) 22/03/2008 Ertuğrul ALÇINKAYA
| |
|
| | Posted by: ERGUN ALCINKAYA
on Mar 20 2008 13:53 |  BAZILARIMIZDAN ÖZ’LÜ SÖZLER İbrahim Alçınkaya “ Misafirliğe gelirken, ekmeğinizi de yanınızda getirin ! “
Temir Alçınkaya “ Nurtoli, Pırtoli, Vırtoli, Zırtoli, “ ( Çocukları, özellikle Nurettin'i severken)
Hasan Alçınkaya “ Yav, Sen ne sallahana adamsın ! ” Celal Alçınkaya “ Sarsak sarsak konuşma ! “ Şeker Alçınkaya “ Ekk, Kalabalık yerlere girme ! “ (Ergüne) Pamuk Alçınkaya “ Bir senin, bir de benim çocuklar saf “ Sultan Alçınkaya “ Kotik seni sokmaya ! “ “ Duman beni almaya ! “ Kadriye Alçınkaya “ Öyle değil mi ? Ane kurban ! “ Erdoğan Alçınkaya “ Don lastiği gibi uzatma ! “ " O zaman,şöyle bir şey yapalım ! (Türküye başlarken) Burhan Alçınkaya “ Makbule geçti, birazdan ablası geçecek “ Şinasi Alçınkaya “ Bu var ya, senin için yalancı diyor “ Murat Alçınkaya “ Bırakın bu işleri de, dünya meselelerini konuşun ! “ Nusret Alçınkaya “ Her topa dalma, sakatlanırsın ! “ (Tülaya) Ergün Alçınkaya “ Ya,bırakın bu geyik muhabbetini ! “
| |
|
| | Posted by: ERGUN ALCINKAYA
on Feb 25 2008 06:28 |  Diştaş Köyünün tarihçesi Köyümüz; Erzincan ili'nin Refahiye ilçesi'ne bağlı olup, ilçe merkezine 38 km uzaklıktadır.
Kuruluşu, sözlü kaynaklara göre tahminen 1750'li yillara dayanmaktadır. Köyümüzün insanları "Şadıllı Aşireti'ne" mensupturlar.Dedelerimiz Hazar Denizi' nin
güney doğusundan, Horasan Bölgesinden gelmişlerdir. Şadıllı Kavimi Arap istilalarından dolayı Horasan bölgesinden göç eden Güney-Türk (Oğuz) Boylarındandır. Dilleri Güney Türkçesi olan Hallaç’ça ve HorasanTürkçesidir. „Şad Olan – Şad Olmuş“ anlamına gelir. Horasan’da Müslümanlığı kabul etmelerine rağmen, ya da kabul etmiş göründüklerinden dolayı kendi gelenek, görenek ve inançlarını muhafaza edenlerden olan bu Aşiret, yaşadıkları topraklar üzerinde can ve mal güvenliğinin kalmaması üzerine; tarihte kendilerinden daha önce Horasan’ı terk eden diğer kavimler gibi onlarda 13. ile 14. Yüzyıl arası batıya doğru göçe koyulmuşlardır. Benim derlediğim kadarıyla ; Horasan dan kalkıp son olarak Diştaşa gelmemiz 350 – 400 yıl sürmüştür. Hazar Denizinin güneyinden dolanarak , bu günkü Kars ile Ağrı illeri arasındaki bölgeden Anadolu’ya giriş yapmışlardır.Daha sonra Erzurum’un Horasan ilçesinde konaklamışlardır. Burada da durmayarak daha aşagılara, bu günkü Bingöl yöresine gelmişlerdir. Ancak burada da pek fazla uzun kalamamışlardır. Yerleşik halkla aralarındaki bir vakadan dolayı burayı da terk ederek, bu günkü Diştaş’a gelmişlerdir.
Şadıllı yerleşim merkezi bugün Azerbaycan’da halen mevcuttur. Şadıllılar da Anadolu’ya göçmüşlerdir. Erzincan, Tercan ve Çayırlı’daki Şadıllılar Türkçe; Refahiye, İmranlı ve Şiran’daki (yani Koçgiri bölgesi) Şadıllılar Kırmanço; Dersim bölgesi (Tunceli ve Bingöl) Şadıllılar Zazaca konuşurlar. Gelelim biz kendi tarihimize:Erzurum’dan sonra ilk konakladıkları yer Bingöl'ün Kiğiyöresi olmuştur. 18.' Yüzyılda Distaş'a ilk gelenler "Kara Süleyman" ve kardeşi "Dik Hasan" olmuştur. Kardeşlerden Kara Süleyman, Alçınkayalar'ın atası, Dik Hasan ise Altincevahir ve Demirdoğanlar'ın atasıdır. Apaydınlar'in atası, "Hüseyin Ağa" de yine aynı tarihlerde bölgeye gelerek "Harmanlık" olarak adlandırılan yere yerleşmiştir. Işıkcevahir Sülalesi'nin atası 'Çerçi Süleyman' ise daha önceleri yerleştiği Kemah'a bağlı "Sitemi Köyü" nün Çermik yöresinden göç ederek bölgeye gelmiştir. Köye en son gelen "Karakuş Sülalesi" nin atası olan 'Yakup Ağa'dır. Köyümüz dağlık bir bölgede kurulu olup, Çerçiler, Akikler (Hıdo'nun Yeri (Kara Süleyman’ın oğlu)), İnce Habipler ve Gondikler (Ünlüce) olarak 4 Mahalle'ye ayrılır. Yüzölçümü yaklaşık 800 Km².
Gondikler (Ünlüce) Mahallesi; Apaydın Sülalesi'nin ikamet ettiği mahalledir. İnce Habipler Mahallesi; Altincevahir ve Demirdoğan Sülalelerinin ikamet ettikleri mahalledir.
Akikler (Hıdo'nun Yeri) Mahallesi; Alçınkaya ve Karakuş Sülalelerinin ikamet ettikleri mahalledir.
Çerçiler Mahallesi; Işıkcevahir Sülalesi ve daha sonra, az miktardaki Alçınkaya Sülalesine ait yerleşenlerin ikamet ettikleri mahalledir.
Köyümüze komşu olan köyler şunlardir: Sırali(Cıbolar), Yünlüce(Kullolar), Güventepe(Bağzu), Karaca(Karamustolar-Çelolar-Cemolar), Gülensu(Hıştolar-Mecükler), Dikyamaç (Belgüsor), Bozoglak (ihtik), Hakbilir(Pekereç), Seringöze(Sötge) ve Korkop'tur.
(Kaynakça : Şahin Alçınkaya ve Çetin Sevinç’dir.Teşekkürler)
| |
|
| | Posted by: ERGUN ALCINKAYA
on Feb 23 2008 03:20 |  Hepinize ocak ayının sıcak ayini ve pazar sabahının serin temizliği ile merhaba... Çocuk oyunlarında yenilgiye ve onların ekoseli yani çizgili filmlerinde göçmeye, yani ölüme yer yoktur değil mi? "Vardır" diyenler gördüklerini bu sayfaya yazsın, ki bizlerde ısınalım.
O vakit çocuk olmaktan daha güzel bir düş ne olabilir? Kışını yaşayan dedelerin, torun sevgisinin gizemi, bu divânda yatmakta . Kışı baharın ilkine götüren köprüde, bence MART’ ılar uçmakta… "Çocuk kalabilenlerin düşlerinden öperim" derken ben, 47'me asansör yasladığım şu ikinci ilkbahar günlerime değin iyikine görmemişim, çocuk ekoselerindeki ölümü. Gariplerin gribin arabasına binmemek adına eczanelere üşüştüğü şu mevsim koridorlarındaki bu manzara bana, bu duyguyu aşılıyor; acısız ve iğnesiz. Herkes kendi aşısıyla büyür. Ergün'e daha önceki başka tasarımları için de destek vermiştim. Çünkü doğru şeyler düşlediğinden ötürü güzel işler üretiyordu, tıpkı yarenim Şahin Alçınkaya gibi. İşte Ergün’ün, o projesine gönderdiğim fotoğraf altı yazılarımı buraya da aktarması, beni anlatılamaz ancak yaşanır bir sevince boğdu, ama ölmedim, ve bu duyguyu sizlerinde yaşamasını dilerim. "Mutluluklarda paylaşılmalıdır" bizim felsefemizin fe'sidir bu. Resim, fotoğraf, metin ve heykel, altı yazıları benim hobim idi önceden, şimdi ise mesleğim. Azımsanmayacak kadar bir birikimim oldu, sergi de açabilirim. -ve bu konuda bir ilkim belki de, iklim yaratabilecekmiyim? bilemiyorum, bu o kadar önemli de değil ki- Şunu hatırlatayım, aşağıda şeker yengeme, dedeme ve de iki cinli rakı sofrasına yazdıklarım, şiirdeğiller, bunlar doktorun değil de bakanın karara nağme olduğu resmin tahlili yalnızca. Bu konuyu isteyenlerle daha sonra daha kapsamlı tartışabiliriz de. Yazmanın zorluğunu bilirim.Hele ki insanın yazdığını yakın çevresiyle paylaşması kolay bir iş de değildir hani. Olmadığına dair yaşadığım ve duyduğum o kadar çok örnek var ki. Ne yazık ki bunların hiçbirinde kötü niyette yoktu. Bence işin dramatik yönü de bu maalesef. Dalları yapraksız, meyveleri dalsız ağaçlarla dolu bağımızın donuk toprağında yapılan hayırlı işlere karşı ALAY KURMAK bizde adettendir, Alaycı komutanların apoletlerinde yıldız yerine çakıl taşları vardır yalnızca, yıldızı olanlar zaten gecelerimizin alaca karanlığında emekçi. Ne kağıtlar eskittim ben, ve o yüzden ağaç değil ormanlar dargındır bana. Yüzüme bakmasalar da ben, kızmadan, değdiği her kızın yüzüne güzellik katan o BEN edasıyla yaklaşırım onlara, gönüllerini almak adına. Gönül lere vefa borcum vardır çünkü.
Dayadım şimdi, rengini gökten alan gözümü, onların, yani ağaçların sendikası ormanların, güzü yaşayan gözlerinin içine. Helâlleşmek gerek değil mi ve helâllik yalnız insanlardan alınmaz ki...
"Af yalnız bakanlar kurulunun karar nağmeleriyle çıkar" diye düşünenlerdenim. Ve bu umutla bu yazımı anamın toprağı Bolu'dan yazıyorum. Şimdilik şartıyla son sözüm şu, kıvılcımlardır büyük yangınları yaratan. Ve, sessizliği kovan küçük bir titreşimdir, çığın ilk kapıcısı. Ergün ile karşılıklı yaptığımız bu aldım verdim oyunundan sonra, umarım yakında, ekiplerimizi kurup çıkarız halaya. Meydan geniş, parmak uçlarında bizi bekliyor, iş biraz cesarete kalıyor. Hissi'yeten patırtılar, kuluçkaya yatırdığım merakımın akımı yoksa... Not; şiirciklerimi kendi bölümümde yayınlayacağım. Hepinizi ilk sözümdeki gibi OCAK sıcaklığı ile öpüyorum... İÇİNİZDEN BİRİLERİ YELİZ, GÜL VE MURAT ALÇINKAYA KARDEŞLER | |
|
| | Posted by: ERGUN ALCINKAYA
on Feb 23 2008 03:06 |  Söyleyecek sözüm yok,gönderecek resmim de yok.Hatta kişi başına yazdığım şiir oranı da Murat Ağabeyinki kadar yüksek değil. Ben kendime,kendim için şiir yazan yada şiiri, edebiyatı kendimi eğlendirmek için yazan birisiyim. Maalesef doğduğumuz yılların getirdiği bir şey olsa gerek.Oldukça çok isterdim,herkese ayrı ayrı nağmeler düzeyim.Fakat olmuyor. Ben en iyisi kendim için iki çift kelam edeyim. İbrahim Tatlıses’in daha yeni,yeni saçlarına bakım yaptığı yada Turgut Özal’ın göbeği dışarıda icraatlarını anlattığı yıllarda doğmuşum ben..Doğduğum,sonra da yürüdüğüm,koştuğum ve çarpa çarpa hayatı öğrendiğim hayatın fonunda öncelikle kötü kokan bir İzmit Körfezi, o olmasa bir yerinde Rabak,diğer yanında gecekondular ile dolu, bol yokuşlu Gürsel mahallesi… Uzun lafın kısası çok sevdim ben çocukluk yıllarımı.Herkesi anlatırsak uzun sürer, en azından anlatalım bu sitenin sahibi amcamı. Babamın ve ağabeylerimin kontenjanından katıldığım sehpalardaki Rakı sofraları.Gülmeceler, eğlenceler tüm duyu organlarım hep takipteler.İşte böyle zamanlarda, bir gün amcam çıkagelir ve Babamla balkona otururlar.Bense beni kucağına alan amcamınuzun bacaklarında her türlü akrobatik hareketleri yapmanın çabasındayım. O yıllarda Atilla Ağabeyimi, Şeytan Rıdvan’a,Burhan Ağabeyi Nejat Uygur’a ve tabii ki Amcamı da Cem Karaca’ya benzetirdim. Ayrıca,bir arada yaşamalarından ötürü,Amcamı da Erdoğan Amcamın büyük oğlu zannederdim. Bu bilgiyide sizlerle paylaşmak istedim. (Hasan Hüseyin'in, Ergün'ü Abisi sanması gibi...)
Ali Rıza Alçınkaya | |
|
|
|
|
| |
|  |  |