Seyfi KaracaIpekle örülmüsse koza Ve frezlenmisse ekmekten sudan toprak ve taralar… Ne dursun…niye dursunki rüzgar, yanmissa fitiiil fitile kandilleri güzel günlerin Ilginlari susmadan ve insan sesindeki bütün müziklerin. Yol ver yüregine ey dostum insan , zaman yalanci dünya zamanidir Dalgakirandir rotasini hircina cevirmis bütün gemiler Cabuk söner , yildizlarin yaktigi ciralar ve mumlar insan…ey güzel insan.. Yolu biliyorsan ya seng gel , bilmiyorsan ya günesi kucakla kollarinda, yada sesini durda dinle rüzgarin Kesin….en yoruldugun inefes nefeselerde Ya yalnizlarda kacak , ya kalabaliklarda firari, ya can suyunda okyanus damlasi Yahut bugday tanesinde bölüstügümüz kirinti ekmeklerde orda beni bulacaksin…kesin… Seyfi Karaca….Aralik / 08(Sevgiyle)
3 years ago
Seyfi KaracaMenschen…Mensches kindern…. Licht des tages, schatte der nächte…auch ihr das beide Seid menschen, mensches kinder…unendlich und auch vergänglich Menschen, wie schön seid ihr ? wie mutig, wie kindisch..? Manchmal wild, arrogant, streitsüchtig…vergesslich.. Wie schön ..und lieb… Besonders dann..in euch geforene eis sich schmilzt, durch einladen der sonnen entgegen die Brieftauben filigen zu ihrem unbesreiblicherem… Grenzenlos…von ersten den näcsten, ohne auszugrenzen.. An ihrem menschen herzen…Kinder..menschens kinder Sowie ihr es seid..so auch.. Ganz in meinerseits.
Sen bu şiiri okurken
Ben çoktan bu şehirden gitmiş olacağım
Artık ne özlemlerimi duyacaksın bıçak yarası
Ne de telefonların çalacak gece yarısı
Ve bu zavallı yüreğim olmayacak artık
Kaprislerinin hedef tahtası...
Seni sana
Beni bir akıl hastanesine
Bırakıp gideceğim bu şehirden
Nasılsa kavuşamadım sana
Nasılsa dudaklarının kıyısına varamadım
Nedense bütün çıkmaz sokaklar adresim oldu
Ve nedense bütün kırmızı ışıkları üzerime yaktın
Ne yaptımsa
Bir türlü sana yaranamadım
Artık adressiz
Işıksız
Ve öylesine ıssızım
Dünlerin kadar eskiyim
Verdiğin acılar kadar paslıyım
İşte çıkıp gidiyorum hayatından
Nasılsa fark etmez senin için
Belki çok şanslı
Belki de en yaşlıyım...
Artık
Pusulam hasreti
Saatim yalnızlığı
Ve takvimler sensizliği gösteriyor bana
Neylersin
Yolcu yolunda gerek
Belki bundan sonra
Belki senden sonra
Adam olur bu “asi yürek”
Ve dersini alır da bu sevdadan
Bir daha
Boyundan büyük denizlere
Asılmaz kürek
Yarın bu saatlerde
Ben yollarda olacağım
Sen kimbilir kaçıncı uykunda
Masal mavisi bir rüyada
Ve elbette o korsan yüreğin
Yine pusuda
Oysa
İlk defa sesimi duymayacaksın
Sitemlerin sahipsiz
Soruların cevapsız kalacak
Belki ilk defa içini kemirecek yokluğum
Tanımadığın bir korku içini saracak
Ve ilk defa kendinle hesaplaşacaksın
Ne oldu?
Ne oluyor?
Ne olacak?
Sonra
Bir gözün kör
Bir kulağın sağır
Bir ayağın kırık
Bir kolun kesik
Düşeceksin yollara
Yani baştan başa yarım
Yani baştan başa eksik
Bütün duvarlar üstüne yıkılacak
Belki ilk defa
“Unutuldum” diyerek için sızlayacak
Ve sen bu şiiri okurken
Ayrılığımız çoktan başlamış olacak
Belki de son tesellin
Sana yazdığım “bu son şiir” olacak
Ve kimbilir
Unutulmuş bir gecenin tam ortasında
Başucundaki bir radyoda
Uykusuz bir şair yüreğini çınlatacak
Ve bir daha fısıldayacak kulaklarına
Sana adanmış bu satırları
“Bütün şehirler uyur
İstanbul uyumaz
Ve birgün
Bütün sevenler unutur seni
Ama bu “şair yürek”
ASLA UNUTMAZ...”
Ve frezlenmisse ekmekten sudan toprak ve taralar…
Ne dursun…niye dursunki rüzgar, yanmissa fitiiil fitile kandilleri güzel günlerin
Ilginlari susmadan ve insan sesindeki bütün müziklerin.
Yol ver yüregine ey dostum insan , zaman yalanci dünya zamanidir
Dalgakirandir rotasini hircina cevirmis bütün gemiler
Cabuk söner , yildizlarin yaktigi ciralar ve mumlar insan…ey güzel insan..
Yolu biliyorsan ya seng gel , bilmiyorsan ya günesi kucakla kollarinda,
yada sesini durda dinle rüzgarin
Kesin….en yoruldugun inefes nefeselerde
Ya yalnizlarda kacak , ya kalabaliklarda firari, ya can suyunda okyanus damlasi
Yahut bugday tanesinde bölüstügümüz kirinti ekmeklerde
orda beni bulacaksin…kesin…
Seyfi Karaca….Aralik / 08(Sevgiyle)
Licht des tages, schatte der nächte…auch ihr das beide
Seid menschen, mensches kinder…unendlich und auch vergänglich
Menschen, wie schön seid ihr ? wie mutig, wie kindisch..?
Manchmal wild, arrogant, streitsüchtig…vergesslich..
Wie schön ..und lieb…
Besonders dann..in euch geforene eis sich schmilzt, durch einladen der sonnen entgegen
die Brieftauben filigen zu ihrem unbesreiblicherem…
Grenzenlos…von ersten den näcsten, ohne auszugrenzen..
An ihrem menschen herzen…Kinder..menschens kinder
Sowie ihr es seid..so auch..
Ganz in meinerseits.
Seyfi Karaca…….Dezember /08
ya da yürürüm mavi olmayan bir gülüşe
unutma ki tek aşk olduğum sensin
âşık olduğum değil.
Karanlıkla süzülüyor içime yıkım
dur diyorum yıkılıyorum
uçurumları başucuma koyuyorum sonra
okşuyorum saçlarını rüzgarda
sıcak ılık bir koku siniyor yüreğime
gitme diyorum gitme düşüyorum
sonra beni soruyorlar bana
tanımıyorum diyorum daha hiç karşılaşmadık
aynı çizgide bilge susu mu dinliyorlar ben sustukça
yazık bir çığlığın doğuşu gibi ölüyorlar
önce bir bir sonra hepsi
sonra mı bir ben kalıyorum bir de yalnızlık
uçurumlar yıkımlar ben ve yalnızlık.
Zorlu bir savaşın unutulmuş cesetleri gibi yatıyoruz yan yana
öpüşüyoruz sevişiyoruz da hatta
her şey oyunun yasaklarına uygun bir yasak oluyor sonra
tek umudumuzu göğe gelin ediyoruz telli kanlı düğün işte.
Üşüyor saçlar biliyorum dargın mısın
bu baharda mayısa bıraktığım gibi misin hala
vurulmuş çocuk gibi büyümemiş yüreğinde hüzün
hala kaçıyor musun gözlerini bırakarak birilerinde
hala ellerinden tutup sevgileri dipsiz kuyuya salıyor musun ağlayarak
küçücük bir dokunuşla son sevilen olabiliyor musun
kendin kadar aklımdasın.
Hala öyle savruk bir gök
hala öyle yerini yurdunu bulamamış bir mavi
ve aşkını şaşırmış bir tanrı.
Çoğalan sızısıyla mutlu bir yara.
Öyle misin mavi gözlü sarı saçlı yoldaşım
öyle bıraktığım gibi misin
gerçeği yakmada hala usta mısın
yoksa çırak mı yanarken yalanda
saçlarıma dolanan aydınlığımsın
somutlaştıramadığım tek imgemsin şiirede
anlattıkça eksilen tek anlam
anlattıkça eksilen tek anlam.
Hala bıraktığım gibi misin.
Yoksa beni bıraktığın gibi mi
kaç mevsimsiz kar düştü toprağıma.
Kaç mevsimsiz kar düştü benim toprağıma.
Hala bıraktığım gibi misin
Sen bu şiiri okurken
Ben çoktan bu şehirden gitmiş olacağım
Artık ne özlemlerimi duyacaksın bıçak yarası
Ne de telefonların çalacak gece yarısı
Ve bu zavallı yüreğim olmayacak artık
Kaprislerinin hedef tahtası...
Seni sana
Beni bir akıl hastanesine
Bırakıp gideceğim bu şehirden
Nasılsa kavuşamadım sana
Nasılsa dudaklarının kıyısına varamadım
Nedense bütün çıkmaz sokaklar adresim oldu
Ve nedense bütün kırmızı ışıkları üzerime yaktın
Ne yaptımsa
Bir türlü sana yaranamadım
Artık adressiz
Işıksız
Ve öylesine ıssızım
Dünlerin kadar eskiyim
Verdiğin acılar kadar paslıyım
İşte çıkıp gidiyorum hayatından
Nasılsa fark etmez senin için
Belki çok şanslı
Belki de en yaşlıyım...
Artık
Pusulam hasreti
Saatim yalnızlığı
Ve takvimler sensizliği gösteriyor bana
Neylersin
Yolcu yolunda gerek
Belki bundan sonra
Belki senden sonra
Adam olur bu “asi yürek”
Ve dersini alır da bu sevdadan
Bir daha
Boyundan büyük denizlere
Asılmaz kürek
Yarın bu saatlerde
Ben yollarda olacağım
Sen kimbilir kaçıncı uykunda
Masal mavisi bir rüyada
Ve elbette o korsan yüreğin
Yine pusuda
Oysa
İlk defa sesimi duymayacaksın
Sitemlerin sahipsiz
Soruların cevapsız kalacak
Belki ilk defa içini kemirecek yokluğum
Tanımadığın bir korku içini saracak
Ve ilk defa kendinle hesaplaşacaksın
Ne oldu?
Ne oluyor?
Ne olacak?
Sonra
Bir gözün kör
Bir kulağın sağır
Bir ayağın kırık
Bir kolun kesik
Düşeceksin yollara
Yani baştan başa yarım
Yani baştan başa eksik
Bütün duvarlar üstüne yıkılacak
Belki ilk defa
“Unutuldum” diyerek için sızlayacak
Ve sen bu şiiri okurken
Ayrılığımız çoktan başlamış olacak
Belki de son tesellin
Sana yazdığım “bu son şiir” olacak
Ve kimbilir
Unutulmuş bir gecenin tam ortasında
Başucundaki bir radyoda
Uykusuz bir şair yüreğini çınlatacak
Ve bir daha fısıldayacak kulaklarına
Sana adanmış bu satırları
“Bütün şehirler uyur
İstanbul uyumaz
Ve birgün
Bütün sevenler unutur seni
Ama bu “şair yürek”
ASLA UNUTMAZ...”
Acılar topluyorum kara kara
Çileli topraklarda büyümüş
Ağıtlar alıyorum yanık yanık
Vurulmuşların anne seslerinden
Özgürlük satıyorum gökmavisi teknemde
Prangalar alıyorum zincir zincir
Zifiri hücrelerde paslanmış
Hüzün topluyorum yüzlerinden
Ayrılık saati aşıklarının
Dudaklardan dökülen
Kelimeler alıyorum ayrılık anlatan
Göz yaşları satıyorum damla damla
Giden gemilerden arda kalan.
Hasret topluyorum torba torba
Artık gidilmeyen yollardan
Cefalı hatıralar alıyorum
Eski köy evlerine dökülmüş
Hüsranlar satıyorum
İhanetler alıyorum
Kuşkonmaz ağaçların dallarında biten
Sevgiler topluyorum renk renk
Yeşile bürünmüş büyülü kırlardan
Güler yüz alıyorum demet demet
Göğe uçan mavileşmiş umutlardan
Sevdalar satıyorum
Aşklar alıyorum
Uğruna kefen biçilmiş destanlardan
Kendimi topluyorum bölük pörçük
Hassas zamanlardan kırılma
Hayaller alıyorum
Rüyalar satıyorum
Gizemli masallardan kalma
Ben bir garip eskiciyim
Vaz geçtim kendimden
Zararına dağıtıyorum.
03.02.2003 © Cahid Aylar
derin ve yalnız karanlıkların ardı sıra
kızıla dönen seher vaktinde,
güneş gibi doğacağım ufuktan
göreceksin beni maviliklerimle
dağıtarak tüm sisleri
yeniden doğacağım dağlardan
bu doğuş sana olacak
ışığımla canlanacak doğa
filizler sitil atacak toprağa
binbir böcek canlanıp
çiğdemler çiçek açarken
güller tomurcuğa dönecek
bir kozadan bir kelebek
canlanıp uçacak rüzgar önünde
birden hayat gökkuşağı altında
neşeye ve sevgiye dönecek
yaşam yeniden başlayacak
sen bir cemre olacaksın
toprağa düşeceksin
suya düşeceksin
gönlüme düşeceksin..
Derdini dinleyecek bir dosta
bir an bile ihtiyacın olursa,
olacaksa eğer...
Yüzünde parıldayan gözyaşlarını silecek,
kurutacak birini,
yakınında istiyorsan eğer...
Herkesten sakladığın sırların varsa
ve onları paylaşacak birini
istiyorsan eğer...
Sıkıntılarından kurtulmak için.
bir dost elini, desteğini
arıyorsan eğer...
Zor gününü sana geçirtecek
cıvıl cıvıl bir ses istiyorsan eğer...
Sana çok önem veren
ve seni çok düşünen
birini istiyorsan eğer...
Umutlarını paylaşan,
tasalarını yumuşatmaya çalışan
birini özlüyorsan eğer...
Sana saygı duyan biriyle beraber olup,
kendini bulacaksan;
ben, benim diyeceksen eğer...
Ve etrafında olup bitenlerden
nasıl etkilendiğini anlayacak
birine ihtiyacın varsa...
Buradayım.
Burada olacağım...
Deniz Mavi
matarada su,
torbada ekmek,
kemerde kurşun değil şiir.
ama yine de,
matarasında suyu,
torbasında ekmeği,
ve kemerinde kurşunu kalmamışları
ayakta tutabilir.